3 Ocak 2011 Pazartesi

Savaş adasında huzur tatili -henüz gitmedim ,görmedim ...farklı yerleri keşfetmeyi çok seviyorum ve belki birgün gitmeyi düşünüyorum:)



Savaş adasında huzur tatili

İşadamı Yüksel Dartar'ın 1973 yılında satın aldığı,Kalem ve Garip adaları (Anginnsai), bugün gözlerden uzak,tesise ev sahipliği yapıyor.

İşadamı Yüksel Dartar'ın 1973 yılında satın aldığı, Dikili sahiline 400 metre uzaklıkta bulunan, antik çağın en büyük deniz savaşına tanıklık eden Kalem ve Garip adaları (Anginnsai), bugün gözlerden uzak, farklı mimarisiyle yurt içinden ve dışından seçkin konukları ağırlayan tesise ev sahipliği yapıyor.
Dikili ve çevresine hayran olan, bu bölgenin dünyaya tanıtılmasına gönül veren, 2000 yılında vefat eden Dartar'ın hayalini ise oğulları, Kalem Adası'nda açtıkları farklı tesis ile hayata geçirmeye çalışırken, bir yandan da termal zenginliği, yakınlarda bulunan krater gölü, taş evleriyle ayrı bir güzelliğe sahip olan Bademli köyü ile büyük turizm potansiyeline sahip bölgenin tanıtımı için çalışıyorlar.
MÖ 406 yılında Atina ile Sparta arasında 270 geminin katıldığı dönemin en büyük deniz savaşına tanıklık eden Kalem ve Garip adaları, çevrelerindeki kumun ışığı yansıtmasıyla oluşan özel görünümleri nedeniyle tarihte Arginnsai (ışık saçan) olarak biliniyor. İki adanın arasındaki bölümdeyse Ege'de seyreden yatların girebileceği doğal bir marina bulunurken, Kalem Adası üzerinde yer alan tesisin müşteri portföyünün büyük bölümünü ise bu yat sahipleri ile onların yurt içi ve dışından misafirleri oluşturuyor.

Dartar ailesinin sahip olduğu butik otel, taş binaları, ana karadan borularla getirilen suyla beslenen botanik bahçeleri, zeytin ve palmiye ağaçları, bahçelerde yer alan kayıtlı tarihi eserleri ile antik çağdan günümüze Ege adasının özelliklerini yansıtıyor.
Alaattin Dartar, aile olarak babalarının ilk görüşte hayran olduğu ve yıllar önce yatırım yapmaya başladığı bu bölgenin, bir bütün olarak eko turizm, sağlık turizmi alanlarında gelişmesi için çalıştıklarını söyledi.
Dikili çevresi, özellikle de adaların yer aldığı Bademli koyu ve koyun karşısında bulunan Bademli Köyünün büyük potansiyelinin artık farkına varıldığını ifade eden Dartar, en büyük endişelerinin ise birçok turistik yerde olduğu gibi, düzensiz yapılaşmayla bu bölgenin doğal zenginliklerinin zedelenmesi olduğunu kaydetti. Dartar, eko turizm anlayışıyla bölgenin özelliği olan taş yapı geleneği sürdürülerek, butik otel ve termal tesislerin sayısının artmasını arzu ettiklerini belirtti.
Bölgeyle adaya olan sevgi ve bağlılığı nedeniyle artık zamanlarının büyük bölümünü İstanbul yerine Dikili'de geçiren Dartar, 50 santimetre kalınlığındaki taş duvarları elleriyle örüyor, her gün adadaki bahçelere yeni bir çiçek ekliyor.


DENİZ UÇAĞI, TEKNE VEYA HELİKOPTER İLE ULAŞILIYOR
Kalem Adası üzerinde bulunan tesis hakkında bilgiler veren Ali Dartar ise, Ege Denizinde bir ada sahibi olmanın kuşkusuz büyük bir ayrıcalık olduğunu, şehir hayatından bunalan insanların zaman zaman kendi aralarında ''Bir adada yaşamak istiyorum'' şeklinde konuştuklarını, kendilerinin de 2007 yılında tesislerinin kapılarını açarken ''Bir adanız olmasını ister miydiniz? Ada sizin'' sloganıyla hareket ettiklerini söyledi.
Yüzölçümü itibarıyla adanın çok daha fazla misafiri ağırlama olanağı vermesine karşın, hem yapılaşmayı sınırlı tuttuklarını, hem de olabildiğince doğal ve sade malzeme tercihleriyle doğal yapıyı ve ''adada yaşamak'' duygusunu zedelememeye çalıştıklarını ifade eden Dartar, insanların artık tatil tercihlerini ''huzurlu, doğal, yalın'' mekanlardan yana yaptıklarını, Türkiye'nin de turizmde eko turizm ve butik otellere ağırlık vermesi gerektiğini düşündüklerini kaydetti.
Dikili'nin jeotermal potansiyelinin, bu bölgede turizmi 12 aya yayma olanağı tanıdığına da işaret eden Ali Dartar, ''amacımız, bu bölgenin doğal kaynakları ve güzelliğinin en iyi şekilde tanıtılması. Biz de bu anlamda, burada bir öncü görevini üstleniyoruz'' diye konuştu.
Adanın birçok ünlü müdaviminin bulunduğunu, 2 yıl içinde yurt içinden ve dışından birçok ünlü ismi ağırladıklarını anlatan Dartar, misafirlerin adaya tekne, deniz uçağı ya da helikopterle ulaştıklarını kaydetti.

http://yercekimi.ekolay.net/haber/2846/644594/Savas-adasinda-huzur-tatili.aspx

1 Ocak 2011 Cumartesi

'Atık Sanat Olunca'

                 
    
'Atık Sanat Olunca'

Bersay İletişim Enstitüsü, yapıtları ile çevresel sorunlara dikkat çeken ve atık malzeme kullanan sanatçıların eserlerinden oluşan “Atık Sanat Olunca” sergiler dizisinin yenisine ev sahipliği yapıyor.

Eğitici, estetik, eğlenceli, güncel ve nitelikli bilgi donanımı ile derinlikli bir dünya görüşü sağlamayı amaçlayan iletişimde mükemmellik merkezi Bersay İletişim Enstitüsü, daha önce yaptığı 6 serginin ardından yeni sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Bersay İletişim Ensititüsü’nün Yeşil Adımlar Çevre Eğitim Derneği ile birlikte sanatseverlerle buluşturduğu, yapıtları ile çevresel sorunlara dikkat çeken ve atık malzeme kullanan sanatçıların özgün eserlerinin yer aldığı “Atık Sanat Olunca” isimli sergide, çağdaş yaşamımızda doğal çevre ile ilişkimizi sorgulayan ve bunu yaparken anlatımında çoğunlukla atık veya doğal malzeme kullanan sanatçıların eserleri yer alıyor.
Çevresel sorunlara dikkat çekme isteği, bilinci ve dürtüsü ile harekete geçerek işler üreten Maria Sezer, Roş, Serap Başol, Lale Çavuldur ve Gökte’nin eserlerinin yer aldığı sergi 15 Ocak 2011 tarihine kadar Bersay İletişim Enstitüsü’nde gezilebilir.
Toplam 24 eserin yer aldığı sergide;
v Lale Çavuldur’un yumurta kabuğu ve kağıt kullanarak yaratıcılığın sınırlarını zorladığı işleri,
v Roş’un doğaya yığılan teknoloji atıklarını dert edinerek kullanılmış bilgisayar parçalarından ortaya çıkardığı eserler,
v Maria Sezer’in düşüncelerini ve hayat felsefesini aktarmak için doğada bulduğu organik atıklarla oluşturduğu resimler,
v 9 yıldır Atık Sanat Olunca sergileri küratörlüğünü yürüten Serap Başol’un nesli hızla tükenen kuşları,
v Gökte’nin mimari gönderimli tabloları dikkat çekiyor.


 not:hürriyet gazetesi etkinlikler sayfasından alıntıdır.

29 Aralık 2010 Çarşamba

80'lerde Çocuk Olmak

80'lerde Çocuk Olmak
 

İnternette 10. yılı geride bırakan, aynı zamanda genç yazarların eserlerini yayımlayan Yitik Ülke, yakın tarihimizin ve internetin en büyük fenomenlerini kapsayan "80'lerde Çocuk Olmak" kitabını 2006'da yine kendi adıyla kurduğu Yitik Ülke Yayınları'nca yayımladı.


Sitenin ve yayınevinin kurucu editörü yazar-şair Kadir Aydemir tarafından hazırlanan "80'lerde Çocuk Olmak" kitabı şimdiden geniş bir okur kitlesinin ilgisini çekmiş gözüküyor. 89 yazarın bir araya geldiği kitapta, 80'li yılların yaşam tarzı, kültürü, alışkanlıkları, modası ve o yıllarda geçmiş olan çocukluk hatıraları ayrıntılarıyla, neşeli bir dille anlatılıyor. Kitabın arka kapağında okura şöyle sesleniliyor:

"Bu sadece bir kitap mı? Hayır! Bu kitap, canlı bir şey! Yaşayan tarihin ta kendisi! Dikkatle, özenle okuyun...

80’lerde Çocuk Olmak, hem bir kitap ismi, hem de bir kuşağın en büyük özlemlerini, yaşanmışlıklarını içinde barındıran yolculuğun özel ve güzel adı. Bu kitapta bir araya gelmiş 90 kadar yazar var. 1980’lerde çocuktu onlar... Hepsi aynı kuşaktan… Sayfalarda gizlenen anılarda herkes kendinden bir şeyler buluyor. Fazıl Say’dan Gürgen Öz’e, Eylül Duru’dan Bülent Çolak’a, Onur Behramoğlu’ndan Erdem Aksakal’a, Göksel Bekmezci’den Ahmet Büke’ye, Barış Müstecaplıoğlu’ndan Yiğit Değer Bengi’ye dek, adları buraya sığmayacak onlarca yazar ve sanatçı bu kitap için çocukluklarını, anılarını, aşklarını, oynadıkları oyunları, 1980 darbesinin kendilerinde ve ailelerinde bıraktıkları kara tortuyu, yüzlerce ayrıntıyı bazen bir çocuk, bazen bir yetişkin gözüyle kaleme aldı. Yaklaşık üç yıllık bir çalışma sonucu doğan 80’lerde Çocuk Olmak kitabı, her kuşağın el kitabı olacak nitelikte. Dönemin pembe dizileri, ünlü oyuncuları, en çok izlenen çizgi filmleri, mahalle abileri, sokak kavgaları ve oynanan unutulmaz oyunlar, atari salonları, fırlamalıklar ve ergenliğe geçiş hikâyeleri, birbirimizle konuşurmuş gibi doğal bir şekilde anlatılıyor. Evet, bizler büyüyoruz ama çocukluğumuz ve yaşanmışlıklar orada öylece duruyor. Yolculuğumuza siz de katılın...
Kitabımızı 80’lerin aydın insanlarına, halk kahramanlarına, üniversite gençliğine ve 80’lerde doğup kaybettiğimiz tüm çocuklara ithaf ediyoruz.
Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı bu kitap ayrıca anlamlı bir doğum günü hediyesi. 80’ler çocuklarının hiç yaşlanmadığının, hep çocuk kalacağımızın bir ispatı... Bu yıl, Türkiye sanal âleminin en eski ve köklü şiir-edebiyat sitelerinden Yitik Ülke’nin 10. yaşını kutlarken, bu kitapla, anılarına sahip çıkan herkesin de doğum gününü kutluyoruz.
Bu toplum belleksiz değil! Bizler de unutmadık ve yazdık!
Yaşasın 80’lerde çocuk olmak!"
“80’lerde Çocuk Olmak” kitabında yazılarıyla yer alan yazarlar şöyle: Yeşim Ağaoğlu, Onur Akbudak, Alper Akdeniz, Erdem Aksakal, Neyran Savaşman Akyıldız, Çiğdem Aldatmaz, Figen Alkaç, Sema Aslan, Hürcan Âşık, Mustafa Atapay, Kadir Aydemir, Eda Aytekin, Nil Esra Başaran, Ezgi Başkır, Suat Başkır, Barış Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Göksel Bekmezci, Sinem Bengi, Yiğit Değer Bengi, Ersan Bengisu, Hasip Bingöl, Ahmet Büke, Elmira Cancan, Gökçenur Ç., Şebnem Çağlayan, Tunca Çaylant, Kader Çekerek, Serdar Çekinmez, Murad Çobanoğlu, Bülent Çolak, Elçin Demiröz, Özge Ç. Denizci, Ömer Faruk Dizdar, Eylül Duru, Galip Dursun, Sine Ergün, Azim Raşit Ersoy, Elif Savaş Felsen, İdil Giray, Pınar Gözpınar, Nilay Sağ Gülalp, Eda Günay, Koray Günyaşar, Yasemin Gürkan, Sanem Güven, Nefin Huvaj, Aydın İleri, Necla İret, Deniz Yalım Kadıoğlu, Gülay Kalkan, Bekir Arslan Kopuz, Ulaş Kurugüllü, Ahmet Küçükkayalı, Ece Erdoğuş Levi, Barış Müstecaplıoğlu, Engin Neşeli, Pınar Nurhan, Pelin Onay, Esra Ovalı, Yaprak Öz, Gürgen Öz, Şahin Özbay, Özlem Özyurt, Hatice Topal Özçoban, Nilüfer Özgeren, Sedef Özkan, Erol Özyiğit, Murat Prosciler, Tomris Sakman, Fazıl Say, Hakan Sim, Güray Süngü, Melih Süsleyen, Müjgan Şahinoğlu, Melike Aslı Şahinsoy, Ümit Şener, Seda Tansuker, Filiz Tanya, Erkut Tokman, Alper Turgut, Murat Türkücüoğlu, Serkan Türk, Papyon Tayfun Türkkan, Ferhat Uludere, Gül Yaşartürk, Özlem Yıldız, Hande Yöremen, Zeynep Zişan ve Güncem Topçu. Kitaba Punto Dağıtım kanalıyla tüm kitabevlerinden ve yurtiçi yurtdışı online kitap satışı yapan www.pandora.com.tr kitap sitesinden ulaşılabilir.

http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/kitap-cd/16605897.asp

28 Aralık 2010 Salı

'Şarjım cebimde'


'Şarjım cebimde'
Kullanım alanı gitgide genişleyen güneş enerjisi tekstil sektörüne de girdi

 ABD’de merkezli Silvr Lining tarafından tasarlanan, üzerinde iki adet güneş panelli geniş cep bulunan pantolon ve montlar satışa sunuldu.



15 santimetre genişliğinde ve 20 santimetre uzunluğundaki cepleri ile cep telefonu ve mp3 çalar gibi cihazları şarj edecek kadar enerji üretebilen bu giysilerin, günlük yaşamın koşuşturmasında teknolojiden kopmak istemeyenler için ideal olduğu belirtildi.



Pantolon ve montlar, piyasada yaklaşık 900 dolardan satılıyor.(aa)
 
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1034330&Date=28.12.2010&CategoryID=79

27 Aralık 2010 Pazartesi

100 Koleksiyondan, 100 Nuri İyem -Kibele Sanat Galerisi (görülmeye değer bir sergi)





Nuri İyem24 Aralık 2010 - 19 Şubat 2011 .100 Koleksiyondan, 100 Nuri İyem

24 Aralık 2010 – 19 Şubat 2011



Türk resim sanatında kendi ekolünü oluşturmuş ender sanatçılardan biri olarak kabul edilen Nuri İyem’in (1915-2005), çeşitli kişi ve kuruluşlara ait koleksiyonlarda bulunan binlerce eseri arasından seçilen 100 yapıtı, Kibele Sanat Galerisi’ndeki sergiyle bir araya geliyor. “100 Koleksiyondan, 100 Nuri İyem” başlıklı sergi, İyem’in eserlerini sanatçı-koleksiyoner ilişkisi açısından ele alması bakımından da bir ilke imza atıyor.

Sanat yaşamı boyunca, bağımsız bir ressam olarak yaşamını sürdürmeyi başarmış; önce kendi izleyicisini, ardından da koleksiyonerini yaratmış ender ressamlarımızdan olan Nuri İyem, İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’ndeki sergiyle farklı bir açıdan ele alınıyor. Sanatçının soyut eserlerinden kadın yüzlerine, nü’lerinden göç resimlerine, natürmortlarından gerçek insan portrelerine 100 tablosu bu sergide yan yana görülebilecek. Türkiye’de sanat koleksiyonerliği kavramının henüz oluşmaya başladığı 1950’li yıllarda ilk resmini satan Nuri İyem, binin üzerinde koleksiyonda yer alan arşivlenmiş, tescillenmiş ve kayıt altına alınmış 2 bin 600 eseriyle bugün Türkiye’nin en iyi bilinen ve eserleri farklı koleksiyonlara yayılan ressamı olarak biliniyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı’dan ders alan İyem, Léopold Lévy’nin yeni bir yapılanma süreci başlattığı dönemde yüksek resim bölümünü bitirdi. Bu dönemde d Grubu’na karşı bir tavır alan veTürk resim sanatındatoplumsal gerçekçi anlayışı öne çıkaran “Yeniler“ hareketi olarak anılan sanatsal oluşumun öncülüğünü ve kuruculuğunu üstlendi. Bu hareketin yavaşladığı 1951-1952’de ise “Tavanarası Ressamları“ olarak bilinen grubun hocalığını yaptı. Sanatçı yine bu süreçte kendi ifadesiyle doğaya çağrışımlı çalışmalar da gerçekleştirdi. İyem’in bu dönem çalışmaları içinde yer alan konstrüktif denemeler daha sonra lirik soyut, geometrik soyut olarak tanımlanan kompozisyonlarının oluşmasına ortam hazırladı. Hemen ardından yeniden figürlü ve gerçekçi resimlere ağırlık vermeye başladı. Ezilmiş ve baskı altındaki Anadolu kadınına ulusalcı bir bakışla yaklaştığı ‘“kadın” temalı resimleriyle tanınan Nuri İyem’in 2 bin 600’ün üzerinde eseri binin üzerinde farklı koleksiyonda yer almakta…

Kibele Sanat Galerisi

İş kuleleri

http://www.issanat.com.tr/tr/etkinlik/sergi/20101224/nuri-iyerm/