sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2011 Pazar

Heykelin yüreği: Camille Claudel(Anne Delbee'nin, Camille Claudel'in hayatını yazdığı kitap beni çok etkilemişti)

Heykelin yüreği: Camille Claudel

Günümüzde sanat eğitimi, eskisine göre daha rahat koşullarda veriliyor, ama 100 yıl öncesine kadar durum hiç böyle değildi. Heykeltıraş olmaya karar verdiğinizde önce ailenizi buna binbir güçlükle ikna etmeniz, ardından heykel eğitimi veren okula yeteneğinizi kabul ettirebilmek için inanılmaz zor aşamalardan geçmeniz gerekiyordu. Hadi diyelim hepsini başardınız ve heykeltıraş oldunuz. Esas zor olan kısmı bundan sonra başlıyordu; eğer çok şanslı değilseniz bütün yaşamınızı elektrik-su tesisatı bozuk, karanlık, rutubetli atölyelerde yarı aç yarı tok geçirmeye razı olmak zorundaydınız. Ama eğer bir de kadınsanız, bütün bu sorunlar ikiye katlanıyor, çok daha fazla çalışmanız, çok daha cesur ve çok daha dayanıklı olmanız gerekiyordu.
O yıllarda pek çok sanatçı bu zorlukları göze almışlar, yılmamışlar ve bugün hayranlıkla izlediğimiz eserler yapmışlar, ama bunu başarabilen kadın sanatçı sayısı pek fazla değil. Ancak sanat tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan bir kadın var ki yaptığı olağanüstü heykellerden bahsetmemek bilmeyenler için büyük bir eksiklik olur.
“Bütün istediğim heykel yapmak, sonsuza dek…”
Camille, 8 Aralık 1864’te Fransa’da orta halli bir ailenin kızı olarak doğar ve Paris’in dışında küçük bir şehirde, ağabeyi Paul (sonradan büyük şairlerden Paul Claudel olacaktır kendisi) ve küçük kız kardeşi Louise ile büyür. Çocukluğunda bütün yaptığı evlerinin bahçesindeki çamurlarla oynamak, kedi, köpek, kuş, insan heykelleri yapmak ve annesinden bol bol azar işitmektir (O yıllardaki anneler de çamurlu giysilerden pek hoşlanmıyorlardı galiba).
Büyüdükçe çamura ve heykellere olan ilgisi çocukça bir heves olmaktan çıkar ve giderek ciddileşmeye başlar. O yıllarda resim ve heykel yapan kadın sayısı o kadar azdır ki hiç kimse Camille’in bu işi sürdürmek isteyeceğini düşünmez, ama o henüz 13 yaşındayken “Bismarck”, “Napoleon 1” ve “David ve Goliath” heykellerini yapacak kadar kararlıdır. Böylece Claudel ailesi için “Ne olacak bu işin sonu?” çanları çalmaya başlamıştır.
Annesi kızının bu yeteneğini asla kabullenemez. Zaten annesiyle hayatı boyunca hiçbir konuda iyi anlaşamaz Camille. Annesi için pek de ideal bir genç kız modeli değildir, hele de o yılların erkek ve kadın rollerini son derece başarıyla sindirmiş olan kız kardeşi Louise ile kıyaslanınca. Babası ise, son derece ciddi ve otoriter bir adam olmasına rağmen kızının heykele olan yeteneğini sonuna kadar destekler. Hatta kızının bu konuda iyi bir eğitim alması için ailesini alıp Paris’a yerleşmeye karar verir.
Böylece 1881 yılında Paris’e yerleşen Camille, burada kız öğrenci kabul eden az sayıdaki akademilerden birine, Colarossi Akademisi’ne yazılır. Üç arkadaşıyla birlikte bir stüdyo kiralayan Camille, bir süre sonra dönemin iyi heykeltıraşlarından Rodin’in öğrencisi olur (1883). Bu tanışma hayatının dönüm noktasıdır, çünkü bir süre sonra Rodin’in sevgilisi ve sonra da en büyük rakibi olacaktır.


Dalga (Bronz-Onix)


1900 Denizkızı (Bronz)


 
 1904 Geveze Kadınlar (Bronz)

Rodin bu göz kamaştırıcı yetenekten çok etkilenir. Artık hayatında en az kendisi kadar yetenekli bir ilham perisi vardır ve birlikte pek çok işlere imza atarlar. O dönemde Rodin Cehennemin Kapıları adlı unutulmaz eserini yapar. Rodin’in bu eseri Camille’in yoğun etkisi ve yardımıyla yaptığı, hatta Rodin’in, başarısının büyük bir kısmını Camille’e borçlu olduğu söylenir. Doğrusu çok da tuhaf gelmiyor bize, zira Rodin en unutulmaz eserlerini Camille’le birlikte olduğu yıllarda yapmıştır. İki büyük yeteneğin bir araya geldiğinde olağanüstü işler çıkarmalarından daha normal ne olabilir ki zaten?

Vals (Bronz) - 1891 - 1905

“Aradığı altın kendi içindeydi…”
1890’lara gelindiğinde Camille artık yeteneğiyle nam salmış olan ve sanat çevreleri tarafından saygı gören bir sanatçıdır. Ama mesleğini Rodin’in kanatları altında sürdürme hali Camille’in bağımsız ve güçlü kişiliğine çok uyan bir durum değildir. Hele de bu ilişki sadece işle sınırlı kalmayan ve şiddetli aşk kavgalarına sahne olan tutkulu bir ilişkiyse. O dönemde yaptıkları heykeller ne kadar sağlam ve muhteşemse, ilişki de o kadar çatırdayan ve yıpratıcı bir hal almıştır.

1898’de bir yol ayrımına gelir Camille, yoluna artık tek başına devam etmesi gerekmektedir. Çok kolay bir ayrılık olmaz bu, Camille için hayatının en acı ve özlem dolu dönemi başlar. Fakat işin ilginç yanı Camille, "Vals", "Clotho", "Olgunluk Çağı", "Kayıp Tanrı", "Geveze kadınlar", "Sakuntala" gibi en önemli heykellerini, Rodin’le en büyük kavgalarını ve acılarını yaşadığı dönemlerde yapar (Aşkın gücü bu olsa gerek).
Yonttuğu heykeller inanılmaz iyidir, sadece hayranlık değil, düşmanlık da çekecek kadar etkileyicidirler; danseden çiftler, oynayan çocuklar, sohbet eden kadınlar, düşünen, gülen, acı çeken insanlar, hepsi de her an hareket edecekmiş, konuşacakmış gibi canlı dururlar.

Avcı Kız (Çamur) - 1887


Hatta denir ki “O yıllarda hiçbir heykeltıraş çamura Camille kadar can vermemiştir, hiçbir heykeltıraş taşı Camille kadar hissederek yontmamıştır.” Rodin’in de Camille için söylediği “Ona altını nerede bulacağını söyledim. Ama bulduğu altın kendi içindeydi” cümlesi sanat tarihinde söylenmiş en anlamlı ifadelerden biridir.


Olgunluk Çağı (Bronz) -1898
“Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptım?”

Camille, ailesindeki erkeklerden ne kadar destek gördüyse, kadınlardan da o kadar köstek gördü diyebiliriz. Özellikle Rodin’le olan ilişkisi, Claudel kadınları için, heykeltıraş olmasından çok daha önemli bir sorundur. Annesi ve kız kardeşi Camille’den olabildiğince uzak dururlar, fakat babası ve Paul (kardeşinin en büyük hayranıydı kendisi) yaşadıkları sürece Camille’in sanatına ve sorunlarına sahip çıkarlar. Fakat ne yazık ki babası çok uzun yaşamaz ve Paul de diplomat olduğu için Uzak Doğu’ya yerleşir.

Camille 1898’den sonraki döneminde, hem bir kadın sanatçı olarak yaşadığı yüzyılı, hem de özel hayatındaki sorunları göz önüne aldığımızda, pek çok bakımdan yalnız kalır. Üstüne bir de karşılamakta zorlandığı maddi sorunlar eklenince Camille’in ruh sağlığı giderek bozulmaya başlar.

1906’da sinir krizi geçirdiği bir gecenin ardından eserlerinin pek çoğunu parçalar, bir kısmını da nehre atar. Bir süre sonra ciddi paranoya belirtileri gösterdiği ve akıl sağlığını kaybettiği gerekçesiyle ailesi tarafından, Rodin’in de desteğiyle bir hastaneye kapatılır. Bu noktada artık Paul Claudel bile kardeşine yardım edemez ve aynı hastanede 19 Ekim 1943’te yaşama veda eder.

Böylesine önemli bir sanatçının hayatının en verimli döneminde akıl hastanesine kapatılması ve tam 30 senesini heykelden uzak, çamura veya taşa elini sürmeden geçirmesi çok büyük bir haksızlık gibi geliyor bize. Ve garip bir şekilde Camille’in paranoyası bize de bulaşıyor: “Ailesi için utanç kaynağıydı, fazla özgürdü, fazla başına buyruktu, fazla heykel yapıyordu, Rodin içinse fazla tehlikeliydi, yaptığı eserlerin bazılarının Camille’e ait olduğu iddiası almış yürümüştü, artık Camille onun için ilham kaynağı değil, sanatına inen bir gölgeydi, sanat çevresi içinse dili fazla uzundu, fazla konuşuyordu, fazla doğrucuydu…”

Artık bütün bunların bir anlamı yok. Camille ve yaşamında adı geçen diğer isimler artık yoklar. Ama Camille’in giderken bize bıraktığı çok önemli başka şeyler var, heykelleri. Sanatı elinden alınmış olabilir, ama geride bıraktığı heykeller onun adını sanat tarihine altın harflerle kazıdı bile, işte onu silmek pek kolay değil.

Camille Claudel'in hayatını merak edenler Isabelle Adjani ile Gerard Depardieu'nun oynadığı filmi izleyebilir veya Anne Delbee'nin yazdığı kitabı okuyabilirler.
http://www.istegenc.com.tr/content/gorsel_sanatlar/article.asp?lngarticleid=1122

2 Haziran 2011 Perşembe

''Karikatür Oscarları'' Sahiplerini Buldu


Muğla'nın Bodrum İlçesi'nde toplanan 28'inci Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması Seçici Kurulu İngiliz Ross Thomson'un karikatürünü birinci seçti.Yaklaşık sekiz saat süren ve jürinin seçimde zorlandığı yarışmada ikinciliği İsrailli İlya Katz, üçüncülüğü ise Alman Werner Rollow kazandı. Uluslararası jüri üyeleri yarışmaya katılan ünlü karikatüristlerin bu yıl politika ve karamsar çizgilerden çok neşeli, eğlenceli ancak çevre, doğa ve insana duyarlı hoş karikatürlerle sorunlarını yansıttıkları konusunda fikir birliğine vardı.
Bodrum’da Işıl Club Milta Tatil Köyü’nde dün yapılan toplantıda 28’inci Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması Seçici Kurulu’ndaki uluslararası jüri, 79 ülkeden katılan 885 sanatçının 2 bin 729 karikatürü arasından seçilen 37 ülkeden 118 sanatçının 138 serbest konulu eserini değerlendirmeye aldı. Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı ve Genel Müdür Yardımcısı Gündüz Alpman’ın da katıldığı toplantıda jüri başkanlığını İngiliz Ralph İdris Steadman yaptı.
Karikatürist Ercan Akyol, Steve Bell (İngiltere), Latif Demirci, Selçuk Demirel, Mohamed Effat Abdelazim İsmail (Mısır), Maira Kalman (ABD), Rick Meyerowitz (ABD), Tan Oral, Hideo Takeda’dan (Japonya) oluşan jüri ise birinciyi seçmek için yaklaşık sekiz saat çalıştı. Yapılan puanlamada finale kalan 15 eser arasından birinciyi seçmek çok zor oldu. Geç saatlere kadar süren çalışmanın ardından, birinciliği İngiliz karikatürist Ross Thomson, ikinciliği İsrailli İlya Katz ve üçüncülüğü Alman Werner Rollow kazandı. Thomson karikatüründe, Afrika kıtasından gelen tıka basa dolu bir tekneyle Ege ve Akdeniz sahillerine gelen göçmenleri çizdi.
Yarışmanın birincisi: İngiliz karikatürist Ross Thomson
Seçici Kurul ayrıca Nadia Aghabeigi (İran), Sava Babic (Sırbistan), Razvan Tenie Bradean (Romanya), Jerzy Gluszek (Polonya), Jozef Gruspier (Slovakya), Moacir Knorr Gutterres (Brezilya), Victor Kudin (Ukrayna), Pol Leurs ( Lüksemburg), Angel Ramiro Zapata Mora (Kolombiya), Listes Nikola (Hırvatistan), Oton Anton Reisinger (Hırvatistan) ve Reiner Schwalme’yi (Almanya) Başarı Ödülü’ne değer gördü.
GENİŞ KONULU YELPAZE

Yarışmada sonuçların açıklanmasından sonra DHA muhabirine açıklamada bulunan Milliyet Gazetesi Açık Pencere karikatüristi Ercan Akyol, daha önceki yıllarda yarışmaya katılan karikatürlerin büyük bir bölümünün genellikle savaş, halkların dramı ve oligarşik yapılar üzerine olduğunu hatırlattı. Akyol, şunları söyledi:
"Ancak bu yıl yarışmaya katılan karikatürler daha geniş konulu bir yelpazeye sahipti. Örneğin sosyal iletişim ve teknolojik aletlerin üzerine yoğunlaşan, dünyanın daha çok karmaşık bir düzen hal aldığını belirten çizgiler çoğunluktaydı. Bu nedenle Aydın Doğan Karikatür Yarışması, dünyadaki en karizmatik yarışmalardan biri durumuna geldi. Karikatürler nitelik açısından çok zengin, desen yönü sağlam ve çok zekice yapılan eserlerdi.
Bu nedenle jüri üyeleri olarak seçimde gerçekten çok zorlandık. Beğenilen eserlerin kalitesi, güzelliği birbirine çok yakındı. Bu nedenle bence yarışmada dereceye giren eserlerden çok, bu yarışmanın niteliğinin kalitesinin çok çok yükseklere çıkması ve artması çok daha önemli."




Yarışmanın ikincisi: İsrailli karikatürist İlya Katz
POLİTİK DOZAJI DÜŞÜKTÜ

Jüri üyesi Selçuk Demirel de "Çok farklı ve değişik konuların ele alındığı karikatürlerin bu yıl politik dozajı çok daha düşüktü. Neşeli ve keyifli karikatürler karamsarlıktan ve umutsuzluktan çok daha fazla eğlendiriciydi. Bu tür yarışmalar genç karikatüristleri yönlendirdiği gibi uluslararası birçok ustayı da bir araya getirmesi açısından çok önemli" dedi.

Japonların dünyaca ünlü karikatüristi Hideo Takeda da birçok uluslararası jüride üyelik yaptığını belirtti. Takeda, "Ancak bu kez eserlerin birbirinden güzel, kaliteli ve dünyanın dört bir yanındaki sorunları bu kadar başarılı bir şekilde anlatması nedeniyle seçimde çok zorlandım. Bana göre hepsi birinciydi. Katılan eserlerin kalitesi, karikatüristlerin ustalığı yarışmanın önemini bir kat daha arttırıyor" diye konuştu.



 
Yarışmanın üçüncüsü: Alman karikatürist Warner Rollov
28 YILDA 63 BİN KARİKATÜR DEĞERLENDİRİLDİ

Aydın Doğan Vakfı Yürütme Kurulu Başkanı Candan Fetvacı da karikatür yarışmasının başladığı günden bu yana Türkiye’de ve dünyada karikatürün duayeni sayılan sanatçıların jüri üyesi olarak katıldığı yarışmada, ustaların bir kez daha en iyi eserleri seçtiğini belirtti.
Fetvacı, "Finale kalan 15 eser arasından en iyiyi seçmek gerçekten çok zor oldu. Jüri üyelerinin puanlaması sonucu, birbirine yakın puanlar ilk üç dereceye girebilmek için kıyasıya mücadele etti. Eserlerin kalitesi, yarışmaya katılan sanatçıların ilgisi ve jüri üyeleri, 28 yıldır sürdürdüğümüz ve uluslararası bir sanat geleneği haline gelen yarışmada gelinen noktanın görülmesi açısından önemli. Önümüzdeki yıllarda dünyanın birçok yerinde genç, profesyonel, yaşadıkları ülkenin sorunlarını, olaylarını, neşelerini yansıtmak isteen tüm karikatüristlere yarışmamız açık olacak" dedi.
Fetvacı, yarışmada birincilik ödülünü alan sanatçıya 8 bin, ikincilik ödülü kazanan sanatçıya 5 bin, üçüncülük ödülü kazanan sanatçıya 3 bin 500 ve Başarı Ödülü alan 12 sanatçıya da 500’er dolar verileceğini söyledi. Dereceye giren tüm sanatçılara ayrıca başarılarını simgeleyen heykel ve ödül beratları 18 Ekim 2011’de İstanbul’da düzenlenecek törenle verilecek. Yarışmada ödül kazanan 15 karikatür, 1-10 Haziran 2011 tarihleri arasında Milta Bodrum Marina Osmanlı Tersanesi Kaymakamlık Sanat Galerisi’nde sergilenecek.
Yaşar Anter/ radikal.com.tr

29 Mayıs 2011 Pazar

Mutlaka Görmeniz gereken 1001 Film Otto Santral’de


Otto Santral’de sinema heyecanı devam ediyor…


Dünya sinemasının en iyi filmleri SinemaTV 1001 ile bir araya geldi. Mutlaka izlemeniz gereken, modernden klasiklere, usta yönetmenlerin başyapıtlarına kadar, izlemeniz gereken 1001 filmden seçmeler SinemaTV 1001 günlerinde.


Bu ayın Filmi Pan’in Labirenti


2006 Cannes Film Festivali’ne Altın Palmiye için yarışan Del Toro’nun merakla beklenen filmi Labirent, İkinci Dünya Savaşı sonrasında geçen fantastik bir yolculuğun hikâyesi. 10 yaşındaki Ofelia yeni taşındığı evin arka bahçesinde esrarengiz bir labirent keşfeder. Labirentin içerisinde yaşayan Pan adındaki yaratık küçük kızın tüm yaşamını değiştirecektir. Fantasitik bir görsellik sunan bu film izlemeyenlere ve izlemeye doyamayanlar için büyük fırsat.


Yer : Otto Santral

Tarih :31 Mayıs Salı

Saat :20:00

Giriş : Ücretsiz

Adres : Santral İstanbul, Silahtarağa Mah. Kazım Karabekir Cad. No: 1 Eyüp - Istanbul


http://sanat.milliyet.com.tr/mutlaka-gormeniz-gereken-1001-film-otto-santral-de/sinema/haberdetay/27.05.2011/1395451/default.htm

21 Şubat 2011 Pazartesi

Hayat selinde kadınlar

Hayat selinde kadınlar

2009'da sel felaketinde bir panelvanın içinde boğularak ölen sekiz kadın işçinin hikâyesi, Sel adlı oyuna ilham kaynağı oldu.


İstanbul, bundan bir buçuk yıl önce bir eylül sabahı tarihinin en büyük sellerinden birini yaşamıştı. Felaket sonucunda can ve mal kaybı büyük olurken, bilim kurgu filmlerine taş çıkaracak cinsten ve akıllara kazınan bir kaza da yaşanmıştı. İşlerine gitmek için bir panelvanın içinde yolculuk yapan sekiz kadın işçi, kentin çok da dışında sayılmayacak bir yerde, otobanda, aracın içinde boğularak can vermişti. İşte o kaza, yarın akşam saat 20.30'da ilk kez garajistanbul'da sahnelenecek Sel adlı bir tiyatro oyununa esin kaynağı oldu. Tek perdelik ve sekiz kadının rol aldığı oyun, o gün yaşanan sel felaketinin gerçek görüntüleriyle açılıyor. Oyunun yazarı Esin Taşçı, akıl sınırlarını zorlayan olayın unutulmaması gerektiği fikri üzerinden yola çıktığını söylüyor. Sel'in yönetmeni Ayşe Burcu Eren de bu ve benzeri olayları tiyatro sahnesine taşıyarak farkındalık yaratmanın önemine değiniyor ve "Şehrin göbeğinde Atatürk Havalimanı'na beş dakika uzaklıkta, neredeyse bir kutunun içinden çıkamadıkları için boğularak can veren kadınların hazin sonu beni çok etkiledi. Olay sırasında kadınlar iki kez kapıyı açıyorlar, vazgeçip inmiyorlar ve sonrasında da boğulup ölüyorlardı. Sırf bu kadarı bile bize; 'Neden inmediniz? Ölmeyi hiç mi aklınıza getirmediniz? Getirmezsiniz tabii. Orada tam da şehrin göbeğinde, olacak şey değil mi?' sorularını sordurmaya yetti" diyor.
'FOTOĞRAFLAR ETKİLEDİ'

Olayın ister istemez oyunda sıkışmışılık duygusunun verilmesi ve işlenmesini de beraberinde getirdiğini kaydeden yönetmen Eren, evde ve işyerinde de sıkışmışılık duygusuyla hayatlarına devam eden kadınların sonunda bir kutunun içinde sıkışıp boğulmalarını göstermeye çalıştığını kaydediyor. Esin Taşçı da Eren'i destekleyerek, kadınların metaforik anlamda zaten boğulmuş olduklarından bahsediyor ve ekliyor: "Bu bir kadın oyunu, kadınların sıkışmışlığını, küçük yaşlardan itibaren maruz kaldığı ayrımcılığı eleştiren bir oyun. Bazen küçük, sıradan görünen yaşam öyküleri vardır ama içinde çok büyük bir duygu yoğunluğu barındırır. Basından olayı takip ederken günlerce gözümü onların fotoğraflarından ayıramamıştım. Gözlerdeki ifadeler, o yarım kalmış gülümsemeler, bana o kadar çok şey söyledi ki. Sonra da yanyana yatırılmış üstlerine beyaz örtü örtülmüş bedenler ve etrafında polis otoları. Galiba ben en çok fotoğraflardan etkilendim." Bir saatlik Sel oyunu prömiyerinin ardından, garajistanbul'da 16 ve 23 Şubat ile 2 Mart'ta sahnelendikten sonra başka şehirlerde de seyirciyle buluşacak. Bilgi: www.garajistanbul.org
ÖZGÜR ÇAKIR SABAH

5 Şubat 2011 Cumartesi

Devlet Tiyatroları yollarda!

Devlet Tiyatroları Şubat ayında, 14 değişik oyunla, 31 yerleşim merkezinde, 33 turne temsili verecek!

DT’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Ankara Devlet Tiyatrosu, Semih Sergen’in yazıp yönettiği "Erkek Ve Kadın"ı, 3 Şubat’ta Karabük’te

sahneleyecek. Hatice Meryem’in yazdığı Funda Mete’nin derleyip yönettiği "Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun" adlı oyun da 15 Şubatta Polatlı’da temsil verecek. Aynı oyun, 17 Şubatta Uşak’ta, 18 Şubatta Kütahya’da, 19 Şubatta Afyon’da, 26-27 Şubatta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Büyük Sahne’de sanatseverlerle buluşacak.
Adana Devlet Tiyatrosu, Gülriz Sururi’nin yazıp yönettiği "Kısmet"i 8 Şubatta Hatay’da, 9 Şubatta Osmaniye’de, 10 Şubatta Kilis’te sahneleyecek. Trabzon Devlet Tiyatrosu, Uğur Saatçi’nin yazdığı, Barış Erdenk’in yönettiği "İstibdat Kumpanyası" adlı oyunu, 8 Şubatta Ayancık’ta, 9 Şubatta Sinop’ta olacak.
Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun, Dersu Yavuz Altun’un yazdığı, Serkan Kunter’in yönettiği çocuk oyunu "Benim Güzel Pabuçlarım", 14 Şubatta

Erzincan’da, Vasıf Öngören’in yazdığı M. Doğan Yağcı’nın yönettiği "Asiye Nasıl Kurtulur" adlı oyunu da 14 Şubatta Erzincan’da, 21 Şubatta Gümüşhane’de, 22 Şubatta Bayburt’ta sahnelenecek.
Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Orhan Asena’nın yazdığı, Tamer Levent’in yönettiği "Ölümü Yaşamak"’la, 14 Şubatta Viranşehir’de temsil verecek. Habib Bektaş’ın yazdığı, Özlem Gür’ün yönettiği "Titil ile Bibil" ise 16 Şubatta Siverek’te olacak.
İstanbul Devlet Tiyatrosu Shakespeare’nin yazdığı, Orhan Burian’ın çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği "Beğendiğiniz Gibi" adlı oyunu 16 Şubatta Gebze’de, Mate Matisic’in yazdığı’ Füsun Günersel’in çevirdiği’ Kazım Akşar’ın yönettiği "Bedensiz Kadın" adlı yapıtı da 22 Şubatta Kırklareli’nde, 23 Şubatta Tekirdağ’da, 24 Şubatta Çorlu’da, 25 Şubatta Edirne’de olacak.
Van Devlet Tiyatrosu Sam Bobrick’in yazdığı, Eylül Aktürk’ün çevirdiği, Sinan Pekinton’un yönettiği "Sara’yı Evlendirmek" adlı oyununu 17 Şubatta Iğdır’da, 18 Şubatta Doğubeyazıt’ta, 21 Şubatta Hakkari’de izleyiciyle buluşturacak.
Bursa Devlet Tiyatrosu Adem Atar’ın yazdığı, Zeki Gürdal Karaoğlu’nun yönettiği "Özgürlük Oyunu" adlı eseri 22 Şubatta Sakarya’da, 23 Şubatta Bolu’da sahneleyecek.
Konya Devlet Tiyatrosu Cem Günen’in yazdığı, Tomris Çetinel’in yönettiği "Suskunlar Kapısı (Bab-ı Hamüşan)"nı 25 Şubatta Mut’ta, 26 Şubatta da Karaman’da beğeniye sunacak.
Antalya Devlet Tiyatrosu Ahmet Önel’in yazdığı, Ali Meriç’in yönettiği "Hadi Aldat Bakalım"ı 25 Şubatta Isparta’da, 26 Şubatta Burdur’da

sanatseverlerle buluşturacak.
  http://sanat.milliyet.com.tr/Milliyet.aspx?aType=AltKategoriYeni&KategoriID=30&PAGE=2

1 Ocak 2011 Cumartesi

'Atık Sanat Olunca'

                 
    
'Atık Sanat Olunca'

Bersay İletişim Enstitüsü, yapıtları ile çevresel sorunlara dikkat çeken ve atık malzeme kullanan sanatçıların eserlerinden oluşan “Atık Sanat Olunca” sergiler dizisinin yenisine ev sahipliği yapıyor.

Eğitici, estetik, eğlenceli, güncel ve nitelikli bilgi donanımı ile derinlikli bir dünya görüşü sağlamayı amaçlayan iletişimde mükemmellik merkezi Bersay İletişim Enstitüsü, daha önce yaptığı 6 serginin ardından yeni sergilere ev sahipliği yapmaya devam ediyor.

Bersay İletişim Ensititüsü’nün Yeşil Adımlar Çevre Eğitim Derneği ile birlikte sanatseverlerle buluşturduğu, yapıtları ile çevresel sorunlara dikkat çeken ve atık malzeme kullanan sanatçıların özgün eserlerinin yer aldığı “Atık Sanat Olunca” isimli sergide, çağdaş yaşamımızda doğal çevre ile ilişkimizi sorgulayan ve bunu yaparken anlatımında çoğunlukla atık veya doğal malzeme kullanan sanatçıların eserleri yer alıyor.
Çevresel sorunlara dikkat çekme isteği, bilinci ve dürtüsü ile harekete geçerek işler üreten Maria Sezer, Roş, Serap Başol, Lale Çavuldur ve Gökte’nin eserlerinin yer aldığı sergi 15 Ocak 2011 tarihine kadar Bersay İletişim Enstitüsü’nde gezilebilir.
Toplam 24 eserin yer aldığı sergide;
v Lale Çavuldur’un yumurta kabuğu ve kağıt kullanarak yaratıcılığın sınırlarını zorladığı işleri,
v Roş’un doğaya yığılan teknoloji atıklarını dert edinerek kullanılmış bilgisayar parçalarından ortaya çıkardığı eserler,
v Maria Sezer’in düşüncelerini ve hayat felsefesini aktarmak için doğada bulduğu organik atıklarla oluşturduğu resimler,
v 9 yıldır Atık Sanat Olunca sergileri küratörlüğünü yürüten Serap Başol’un nesli hızla tükenen kuşları,
v Gökte’nin mimari gönderimli tabloları dikkat çekiyor.


 not:hürriyet gazetesi etkinlikler sayfasından alıntıdır.

16 Aralık 2010 Perşembe

Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde kaçırılmayacak bir sergi-“PastPresentFuture - UniCredit Koleksiyonu’ndan Bir Seçki”






“PastPresentFuture –UniCredit Koleksiyonu’ndan Bir Seçki”

Yapı Kredi Kültür Merkezi, İstanbul Sergisi

Dört Yüzyıllık Sanatta Uluslararası 90 Çalışma

6 Kasım 2010 - 7 Ocak 2011
UniCredit Sanat Koleksiyonu ve Yapı Kredi Sanat Koleksiyonu içerisinden Seçilen Eserler

Yapı Kredi Kültür Merkezi, Ekim 2009’da Viyana’da ve Şubat 2010’da Verona’da açılan “PastPresentFuture” (GeçmişŞimdiGelecek) gezici sergisine ev sahipliği yapıyor. Avrupa’nın en büyük kurum koleksiyonlarından UniCredit Sanat Koleksiyonu ve Yapı Kredi Sanat Koleksiyonu’ndan seçilen eserleri Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’a getiren sergi, 6 Kasım 2010 - 7 Ocak 2011 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Sergilenen eserler UniCredit bünyesindeki çeşitli bankaların koleksiyonlarından seçildi. Sergide Yapı Kredi Sanat Koleksiyonu’ndan da Osman Hamdi Bey’in Feraceli Kadınlar’ının yanı sıra farklı kuşaklardan yedi sanatçının yedi eseri yer alıyor.



Sanatçılar (Alfabetik sıraya göre):

Doug Aitken, Ghada Amer, Giovanni Baglione, Stephan Balkenhol, Olivo Barbieri, Georg Baselitz, Gabriele Basilico, Ferruh Başağa, E.J. Bellocq, Michael Biberstein, Matthias Bitzer, Paul Bril, Fatma Bucak, Balthasar Burkhard, Piero Pizzi Cannella, Vincenzo Castella, Jordi Colomer, Tony Cragg, Charles-François Daubigny, Giorgio de Chirico, Philip-Lorca diCorcia, Antonio Donghi, Dosso Dossi, Igor Esˇkinja, Valie Export, Trude Fleischmann, Fischli & Weiss, Andreas Gursky, Jitka Hanzlová, Hoca Ali Rıza, Candida Höfer, Francesco Jodice, Mimmo Jodice, Imi Knoebel, Heinrich Kühn, Maria Lassnig, Richard Long, Hans Makart, Ryuji Miyamoto, Şükran Moral, Muntean/Rosenblum, Aydan Murtezaoğlu, Jean-Marc Nattier, Hermann Nitsch, Hans Op de Beeck, Osman Hamdi Bey, Ferhat Özgür, Luca Pancrazzi, Giulio Paolini, Arnulf Rainer, Gerhard Richter, Gerwald Rockenschaub, Andrei Roiter, Giovan Battista Ruoppolo, Füsun Sağlam, Giovanni Gerolamo Savoldo, Hans Schabus, Kurt Schwitters, Annelies Strba, Miha Strulelj, Beat Streuli, Christine Streuli, Thomas Struth, Wolfgang Tillmans, Marco Tirelli, Carlo Valsecchi, Stendardo, Andy Warhol, Franz West, Erwin Wurm, Heimo Zobern



 
KÂZIM TAŞKENT SANAT GALERİSİ Arşivi

YAPI KREDİ KÂZIM TAŞKENT SANAT GALERİSİAçık olduğu saatler:Hafta içi: 10:00 - 19.00

Cts. 10:00-18:00 / Pz. 13:00 – 18:00

Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, etkinliklerine 1964 yılında başladı. Türkiye'nin plastik sanat yaşamında önemli bir yer kazandı. Galerinin etkinlikleri, günümüze kadar kesintisiz süregeldi.


Başlangıçta ağırlıklı olarak Türk folklorunu tanıtan çalışmalara ve amatör sanatçıların yapıtlarına yer veren galeri, 1992'den başlayarak hem çağdaş ressamların yapıtlarını tanıtan, klasik ustaların toplu yapıtlarını sunan, hem de tematik projelere yer veren bir çalışma programı çerçevesinde hareket etmeye başladı. Kamuoyunda ve sanat çevrelerinde ses getiren etkinliklere imza attı. Örneğin, 8 Aralık 1999-7 Ocak 2000 tarihleri arasında düzenlediği, Fatih Sultan Mehmet'i konu edinen Ressam, Sultan ve Portresi adlı sergi, Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin (IPRA) Golden World Ödülleri'nde mansiyon kazandı.


Galeride düzenlenen her serginin ayrıca kapsamlı kataloğu da hazırlanmaktadır. Böylece sanatseverlerin elinde etkinliklerle ilgili kalıcı bilgi, belge koleksiyonu oluşmaktadır.
Adres: Yapı Kredi Kültür Merkezi,

İstiklal Caddesi, No: 161-161A, Kat: Z

34433 Beyoğlu, İstanbul

Tel: (0212) 252 47 00 (pbx)

Faks: (0212) 252 26 81 - 252 38 28

 http://www.ykykultur.com.tr/sergi/?yer=Kazim-Taskent

6 Kasım 2010 Cumartesi

Zalipie Köyü - Polonya (sanat şaheseri bir köy...sanki masallardan sessizce çıkmış gelmiş gibi...)


mailime ressam Nihat Yavaş tarafından gönderilen bu harika ,sanat eseri gibi polonya köyünü sizlerle paylaşmak istedim...belki güzel yurdumuzun sessiz,hüzünlü ve güzel köylerine de ulaşabilirim...hayal gibi görünsede oralarda ki insanlarımıza ilham verir,belkide basit ama bir okadarda güzel olan süslemeleri( özelliklede bizim kendi motiflerimizi) kullanarak,böyle özel ve güzel köyler yaratabilirler diye... elbette bizimde çok özel ve güzel köylerimiz var örneğin şirince gibi...ne kadar yerli ve yabancı turiste evsahipliği yapıyor biliyorum,ben bu postu hazırlarken hayalimde pekçok köyevini,kuyularını ,çardaklarını...boyadım .inşallah gerçek olur...bloğumda onlarıda sizlerle paylaşırım sevgi ve sanat dolu günlere...
grupcelebi grubu tarafından hazırlanan bir mailden alıntıdır..
























3 Kasım 2010 Çarşamba

29.İstanbul kitap fuarı ve 20.İstanbul sanat fuarına gittim...fotoğraflar ve genel gözlemlerim..

l


31 ekim pazar günü heyecanla beklediğim kitap ve sanat fuarlarına gitmek için kalamış'tan yola çıktık ve 3
saate yakın bir sürede Beylikdüzündeki fuara ulaşabildik.hava çok güzel olduğu içinmi yoksa 3 günlük cumhuriyet bayramı tatilinin son günü olduğu içinmi bilemiyorum çok yoğun bir trafik vardı...
kitap fuarı heryıl olduğu gibi kalabalıktı,ama galiba her yıla göre daha kalabalıktı.bunun nedeni hem fuarın 2.günü hem pazar günü ve tatile rastlaması olabilir.böyle olması mutluluk ve ümit verici bir durum ama ben kendi adıma hafta içi gitmemin daha doğru olacağına karar verdim(inşallah önümüzdeki yıl)çünkü istediğim stand ,yazar ve kitaplara ulaşmakta,seçmekte ,incelemekte biraz zorluk çektim listemdeki kitapların çok az bir bölümünü alabildim(genelde%20 ,bazı standlarda daha fazla indirim olmasına rağmen)diğerlerini her zaman kitaplarımı aldığım kitapçıdan almaya karar verdim  ...kitap fuarındaki çocuk ve gençlerin varlığı,her kesimden insanların oluşturduğu kalabalık çok güzeldi.

sanst fuarı ise pazar,tatil ve de fuarın 2. günü olmasına rağmen oldukça tenhaydı:(  böyle olması da sanat ve sanatçılarımız adına biraz üzdü beni...4-5 saat süren fuar maceramızda seneye tekrar gelmek üzere sona erdi...

Kitap fuarından görüntüler...



























Sanat fuarından görüntüler...