14 Kasım 2010 Pazar

herkese iyi bayramlar diliyorum... çok beğendiğim ressam Hoca Ali Rıza ve eserleri








HOCA ALİ RIZA

Karakalem, füzen, pastel, suluboya ve yağlıboyayla gerçekleştirdiği natürmort


ve manzara

resmi türündeki yapıtları,çeşitli koleksiyonlara (özellikle

Ankara’daki Milli Kütüphane) dağılmış

olan Hoca Ali Rıza’nın doğaya

tutkun bir derviş eğilimiyle çizdiği resimleri, Osmanlılık ile

çağdaşlık arası bir estetiği akla getirir: Yapıtlarında bütün çağdaşlığına

karşın, “eski”liğin kapalı

simgeleri saklı gibidir. Doğa tutkusunun,

inceleme ve gözlem yeteneğinin, bir resim için

taşıyacağı değeri, sürekli biçimde vurgulamak istemiş, ama bunu, Batılı bir sanat öğreticisinin

alışılmış yöntemleriyle değil, bir Türk eğiticisinin gelenekten

süzerek arıttığı, İstanbul’un

doğasıyla bütünleştirdiği ahlak ve düşünce felsefesiyle, alçakgönüllü bir biçimde yapmıştır. Bu

nedenle resimlerinde yeterince dengeli ve ölçülü davranmayı yeğlemiş, deseninin

ince çizgileri,

kâğıt üstünde okşayıcı bir etki bırakmıştır. Bu açıdan bakıldığında, sanatının genel niteliğini

kazandıran değerlerin öncüsü

olduğu söylenebilir.





http://www.webressam.net/category/hoca-ali-riza

Hoca Ali Rıza (1858 -1930)13


Mar, 2009Eserleri 5000 belkide dahada üzerindedir.İstanbul üzerine

bir çok eseri vardır mahalle resimleri, kahvehaneler, semt yaşantıları,

deniz kıyıları hep hayatın içinden eserlere imza atmış, halkın içinde

yaşamıştır.
Zaten bu temaları hayata geçirmek için başka türlü bir

yaşam tarzı düşünülemez. Çoğu sanatçının aksine ömrünü saraylarda

meşhur iş adamlarıyla, yada zengin tabakaya adamamış, hep hayatın

izlerini bırakmıştır resimlerinde.
Halkla içine yaşamıştır.

ressam.net/?s=karakalem”title=”karakalem” >Karakalem suluboya tekniğine ağırlık vermiştir. Yaşamı boyunca çok

hızlı tempoda çalışmıştır.1930 yılında İstanbul da ölmüştür.

Birçok sanatçıda gördüğümüz gibi Hoca Ali Rıza nın da hayatı dönüm

noktalarıyla doludur.

Bunlardan bazıları gençliğinde seramik ve porselenle

sanatıyla haşır neşir olması Fausto Zonaro ile tanışması gibi. Bu dönüm

noktaları onu hep resme doğru itmiş ve içindeki sanatçı ruhunu eserlerine

katmasında çok büyük katkısı olmuştur.





























10 Kasım 2010 Çarşamba

Yerebatan Sarnıcı -müzesi

Yerebatan Sarnıcı Tarihi

“Bir Müslüman evinin avlusuna giriyor, karanlık ve rutubetli bir merdivenin son basamağına kadar iniyor ve kendimi İstanbul halkına göre nasıl bittiği bilinmeyen Bizans'ın büyük Basilika Sarnıcı'nın kubbeleri altında buluyorum.


Karanlığın verdiği dehşeti daha da arttıran çivit renkli bir ışıkla yer yer aydınlanmış, yeşilimsi sular, kara kubbelerin altında kayboluyor, üzerinden sular sızan duvarları parlıyor ve her tarafta, budanmış bir ormandaki ağaç gövdeleri gibi gözün önüne dikilen bitmez tükenmez sütun sıralarını belli belirsiz ortaya çıkarıyor.”
Edmando De Amicis


Tarihî Yarımada’nın ortasında bulunan Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından Büyük Saray’ın su ihtiyacını karşılamak üzere yaptırılmıştır. Suyun içinden yükselen mermer sütunların arasındaki ihtişamından dolayı halk tarafından “Yerebatan Sarayı” olarak da anılmaktadır. Yabancı kaynaklarda geçen “Basilika (Basilica)” isminin ise sarnıcın yakınında bulunan Ilius Basilikası’ndan geldiği rivayet edilir.


Yerebatan Sarnıcı 9.800 m2’lik bir alanı kapsayan dev bir yapıdır. Burada her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun bulunmaktadır. Belirli aralıklarla dikilen bu sütunlar, her sırada 28 tane olmak üzere 12 sıra meydana getirirler. Suyun içerisinde yükselen bu sütunlar uçsuz bucaksız bir ormanı hatırlamakta ve ziyaretçiyi sarnıca girer girmez etkilemektedir.


Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa başı Roma Çağı heykeltraşlık sanatının şaheser örneklerinden biridir. Medusa’yla ilgili mitolojiye dayandırılan birçok efsane bu sarnıcı daha da gizemli kılar. Bir söylenceye göre Medusa yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgonadan biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yılanbaşlı Medusa olumludur ve kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir. O dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak amacıyla Gorgona kafalarının resim ve heykellerinin konulduğu, Medusa’nın da bu düşünceyle buraya yerleştirildiği zannedilmektedir. Bir başka rivayete göre Medusa siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücudu ile övünen bir kızdı. Uzun zamandan beri Zeus'un oğlu Perseus'u sevmektedir. Bu arada Athene de Perseus'u sevmekte ve Medusa'yı kıskanmaktadır. Bunun için Athene, Medusa'nın saçlarını korkunç yılanlar biçimine sokar. Artık Medusa kime baksa, baktığı kimse taş kesilir. Daha sonra onu bu biçimde gören Perseus heyecanla Medusa'nın büyülendiğini düşünerek başını keser, başını eline alıp düşmanlarını taşa çevirerek birçok savaşlar kazanır. Bu vakıadan sonra Medusa'nın eski Bizans'ta kılıç kabzalarına ve sütun kaidelerine ters ve yan olarak işlendiği söylenmektedir.

Sarnıç kurulduğundan günümüze kadar çeşitli onarımlardan geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde iki defa restore edilen sarnıcın ilk onarımı III. Ahmet zamanında (1723) Mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. İkinci onarım ise Sultan II. Abdülhamit (1876-1909) zamanında olmuştur. Cumhuriyet Dönemi’nde de sarnıç 1987’de İstanbul Belediyesi tarafından temizlenerek ve bir gezi platformu yapılmak suretiyle ziyarete açılmıştır. 1994 Mayısı’nda yeniden büyük bir temizlik ve bakımdan geçmiştir.

İstanbul gezi programlarının ayrılmaz bir parçası olan bu gizemli mekâna, bugüne kadar ABD eski Başkanı Bill Clinton’dan tutun Hollanda Başbakanı Wim Kok’a, İtalyan eski Dışişleri Bakanı Lamberto Dini’den İsveç eski Başbakanı Göran Persson’a ve Avusturya eski Başbakanı Thomas Klestil’e kadar birçok kişi konuk oldu.



Hâlihazırda İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden Kültür A.Ş. tarafından işletilen Yerebatan Sarnıcı, müze olmanın yanında ulusal ve uluslararası birçok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Zalipie Köyü - Polonya (sanat şaheseri bir köy...sanki masallardan sessizce çıkmış gelmiş gibi...)


mailime ressam Nihat Yavaş tarafından gönderilen bu harika ,sanat eseri gibi polonya köyünü sizlerle paylaşmak istedim...belki güzel yurdumuzun sessiz,hüzünlü ve güzel köylerine de ulaşabilirim...hayal gibi görünsede oralarda ki insanlarımıza ilham verir,belkide basit ama bir okadarda güzel olan süslemeleri( özelliklede bizim kendi motiflerimizi) kullanarak,böyle özel ve güzel köyler yaratabilirler diye... elbette bizimde çok özel ve güzel köylerimiz var örneğin şirince gibi...ne kadar yerli ve yabancı turiste evsahipliği yapıyor biliyorum,ben bu postu hazırlarken hayalimde pekçok köyevini,kuyularını ,çardaklarını...boyadım .inşallah gerçek olur...bloğumda onlarıda sizlerle paylaşırım sevgi ve sanat dolu günlere...
grupcelebi grubu tarafından hazırlanan bir mailden alıntıdır..