15 Şubat 2011 Salı

'Cam' Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu'nun yeni oyunu 'Cam'; Şubat ayında, farklı sahnelerde tiyatroseverlerle buluşmaya devam ediyor!



Entrika, kin, aşk ve ihtiras dolu bir oyun, CAM!

Kadın ve erkek arasında ki ilişki hiç bu kadar karmaşık ve esrarengiz olmamıştı.
Kadın, erkek için ne ifade ediyor! Peki ya erkek kadın için ne ifade eder? Hayatın sırrı kadınla erkek arasında ki sadakatte mi saklıdır? Yoksa hayatın kendisi sadakate karşı mıdır?

'Cam'; resim dersleri veren bir ressam, onun boşanmak üzere olduğu kocası, yakın arkadaşı ve iki öğrencisinin etrafında şekilleniyor. İnsanların kurduğu yakın ve özel ilişkilere yakından bakan 'Cam'; bu ilişkilerin sahteliğini ve kırılganlığını esprili anlatımıyla ortaya koyuyor. Başarılı bir kara mizah örneği sunan oyun; aynı şekilde başlayan bir hikayenin, anlık bir karar ve bir rüzgar esintisiyle nasıl iki ayrı yöne akabileceğini şaşırtıcı kurgusuyla gözler önüne seriyor.
'Cam'
15 Şubat'ta Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde

17 ve 24 Şubat'ta Profilo Kültür Merkezi'nde

25 Şubat'ta Kozyatağı Kültür Merkezi'nde

27 Şubat'ta ise TİM Maslak Show Center'da sahnelenecek.


 http://yercekimi.ekolay.net/haber/2925/763145/Cam.aspx

14 Şubat 2011 Pazartesi

Bu Bitkiler “Hava”nızı Değiştiriyor!





Şimdiye kadar bitkilerin sadece karbondioksit absorblayıp oksijen verdikleri biliniyordu. Fakat NASA’nın iki yıl boyunca 90 bitki üzerinde yaptığı araştırma, bu bitkilerden 15’inin başta benzen, formaldehit ve TCE gibi kanserojen maddeler olmak üzere, birçok zararlı maddeyi emdiğini kanıtladı.



Hepimiz kentleşmenin yanında yeşilin korunduğu bir çevre düzenlemesini arzu ediyoruz. Fakat bu, bizim isteklerimizle şekillenmiyor ne yazık ki… Hızlı bir betonlaşma ile yeşili hunharca yok ediyoruz adeta… Şehir yaşamında ağaçlar, artık parmakla sayılacak hale geldi. Yeşilin azalmasıyla birlikte iyice belirginleşen hava kirliliğini solumak, artık adını sıklıkla duyduğumuz depresyon, halsizlik, astım, alerji gibi hastalıkları beraberinde getiriyor. Yaşam düzeni açısından herkesin şehir hayatından uzakta olma imkanı bulunmuyor. İşte belki de bu nedenle yeşilin bol olduğu ağaçlık alanlara gidince, temiz havayı bolca içimize çekiyoruz.

Yalnızca dışarıdaki etkenlerle değil; ev ve ofis içi ortamlarda, duvar boyaları, halılar, yer döşemeleri, mobilya cilaları ve temizlik maddeleri gibi pek çok alandan ortama yayılan zararlı maddeler nedeniyle de iç hava kalitesi düşüyor. Hatta Çevre Koruma Ajansı (EPA)’nın yaptığı araştırmada iç ortamın, dış ortama göre daha kirli olduğu belirtiliyor. Bu kirliliğin de genel olarak hasta bina sendromuna neden olduğu, bu zararlı kimyasalların kısa ve uzun dönemde olumsuz etkilerinin olacağı açıklanıyor. Kısa dönemdeki etkiler arasında göz, burun ve boğazda yanma, baş ağrısı, yorgunluk ve halsizlik gibi belirtiler; uzun dönemdeki etkiler arasında ise alerji, astım, kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi rahatsızlıklar yer alıyor.

Bu durum karşısında alınabilecek tedbirler açısından ilk yapılması gereken, iç ortamların düzenli olarak havalandırılması… İkinci olarak da, evlerimizde dekoratif amaçla yetiştirdiğimiz bitkilerden yardım alabiliriz.

Bitkilerin havayı temizlediğini ve en azından, kullanım tasarrufumuzda bulunan alanları yeşillendirme imkanımız olduğunu hepimiz biliyoruz. Belki ev ya da ofis ortamlarında bitkileri göz zevkimize hitap etsin diye bulunduruyoruz ama bilinmesi gereken bir şey daha var ki, o da bazı bitkilerin bizi iç ortam kirliliğinden korumaya yardımcı olması…

KİRLİLİKLER 24 SAATTE, YÜZDE 87 ORANINDA YOK EDİLEBİLİYOR

Şimdiye kadar bitkilerin sadece karbondioksit absorblayıp oksijen verdikleri biliniyordu.

Fakat NASA’nın iki yıl boyunca 90 bitki üzerinde yaptığı araştırma, bu bitkilerden 15’inin zararlı kimyasalları emdiğini kanıtladı. Aloe vera, bambu, areka, kauçuk, benjamin, deve tabanı ve dracaena çeşitleri, barış çiçeği, paşa kılıcı, İngiliz sarmaşığı, potos sarmaşığı, salon eğreltisi ve kurdele çiçeğinin başta benzen, formaldehit ve TCE gibi kanserojen maddeler olmak üzere, birçok zararlı maddeyi elimine edebildiği ortaya çıktı.

Bu bitkiler kirliliği, 24 saatte yüzde 87 oranında yok edebiliyor. Etkili bir sonuç elde etmek için ise, bitkilerin boyunun en azından 15 cm kadar olması gerekiyor.

Yapılan araştırmalar sonucu bazı bitkilerin, bir takım kimyasallar üzerinde daha etkili olduğu sonucuna varılmış. Örneğin; kurdele çiçeği ve potos sarmaşığı formaldehit, barış çiçeği TCE, İngiliz sarmaşığı sigara dumanı ve paşa kılıcının da temiz koku açısından daha etkili olduğu görülmüş. O nedenle, bu bitkileri kombine halinde kullanmak daha verimli sonuç alma açısından faydalı olacaktır.

Bu bitkiler ayrıca nem dengesinin sağlanmasına ve topraktaki bazı kirliliklerin elimine edilmesine yardımcı oluyor; yani bu durumda toprak seçimi de oldukça önemli bir konu haline geliyor. Bu nedenle zararlı madde içermeyen, mikroorganizmaların gelişmesine fırsat vermeyen kaliteli toprak seçimine de özen gösterilmesi gerekiyor.

Sonuç olarak; gerek evde, gerek iş yerlerinde elimizde olmadan pek çok kimyasala maruz kalıyoruz ve bunlardan çeşitli şekilde etkileniyoruz. Fakat her gün burun buruna geldiğimiz bu zararlı kimyasalların birkaçından kolay bir yöntemle korunabildiğimizi bilmek, insanın içini rahatlatıyor. Bu nedenle mümkün olduğu kadar evde bol bol bu bitkilerden bulunduralım ve böylelikle, kendimizi de ailemizi de bir ölçüde koruyalım…

http://blog.naturelifemagazine.com/?cat=5


10 Şubat 2011 Perşembe

Aşkınız için dünyayı tersine çevirin

Aşkınız için dünyayı tersine çevirin

Her birimiz günlük ihtiyaçlarımız için yılda ortalama “7 Ağaç”ın kesilmesine neden oluyoruz.


ÇEKÜL Vakfı sevgililer gününde, bu gidişatı tersine çevirmeyi öneriyor...


ÇEKÜL Vakfı'nın 7 Ağaç Ormanları Projesi, doğa dostlarını "Sevgililer Günü"nde aynı amaç için birleştiriyor. Sevgililer Günü gibi özel günlerde doğaya duyarlı davranmayı tercih edenler "7 Ağaç Ormanları" kapsamında oluşturulan ormanda sevdikleri adına ağaç diktirebiliyor.


17 yıldır devam eden ve ÇEKÜL Vakfı'nın süreklilik kazanan projelerinden biri olan 7 Ağaç Ormanları Projesi, doğaya karşı sorumluluğunu hatırlayan bireysel ve kurumsal destekçilerle büyüyerek devam ediyor. Ağaç hediye etmek isteyenler, telefon veya internet üzerinden proje sorumlularına ulaşabiliyor.


NEDEN "7 AĞAÇ"?

Her birimiz günlük yaşamımızda tükettiğimiz kâğıt, kalem, mobilya, yakacak gibi olmazsa olmaz gereksinimlerimiz için yılda ortalama "7 Ağaç"ın kesilmesine neden oluyoruz. Tükettiğimiz ağaçları doğaya yeniden kazandırmak ve bilinçli tüketimin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla, 7 Ağaç Ormanları projesi 17 yıldır devam ediyor.

http://www.mylife.com.tr/Yasam/2011/02/04/askiniz_icin_dunyayi_tersine_cevirin

8 Şubat 2011 Salı

İstanbul'un kahveleri


İstanbul'da kahvelerin, gündelik hayatın temel kültür kurumları arasında yer alması 16. yüzyıla dayanır


Hatta Salah Birsel, ilk kahvelerin açılışı ile ilgili kesin bir tarih bile verir. Ona göre ilk kahveler 1555 yılında, Halep'ten gelen "Hakim" ile, Şam'dan gelen "Şems" tarafından Tahtakale semtinde açılmıştır. Açılış o açılış. Sonrası malum. Pıtrak gibi tüm kente yayılmıştır. Son 10 yıla kadar, sadece erkeklerin gittiği bu buluşma mekanlarında, son zamanlarda kadın kahkahaları da duyulmaya başlamıştır.



Malum, Mart ayına yaklaştık. Önümüzde güzel bir bahar var. Size anlatacağım kahvelerden baharı seyretmenin, yaşamınıza müthiş bir keyif katacağından emin olabilirsiniz.



Bugünlere gelmeden önce, biraz dünde dolaşmakta yarar var. Benim, "kadınlı-erkekli" ilk kahvem Beyazıt'taki Küllük olmuştur. Edebiyat Fakültesi'nde okurken, derslerden arta kalan zamanımı bu kahvede geçirirdim. Burada, kızlı-erkekli tüm arkadaşlar buluşur, ders notlarını değiş tokuş eder, derse gitmemek için bahaneler uydurur veya hangi sinemaya gitmek konusunda kavga ederdik. Daha çok sol görüşlü öğrencilerin devam ettiği kahvenin tarihi, aslında epey eskilere dayanır.



KÜLLÜK'ÜN GEDİKLİLERİ(öğrencilik yıllarımda bizde giderdik...benim okuluma da çook yakındı...mehtap kuzucu)



Burayı en iyi Salah Birsel anlatır. Ünlü yazar "Kahveler" kitabında, Küllük hakkında şu bilgileri verir: "Küllük Kahvesi Beyazıt Camii'nin Aksaray'a bakan kapısı altında, kuytu, koltukaltı bir yerdir. Çınar ve atkestanelerinin serinliği altına sığınmıştır. Küllük'te hemen hemen her yazar, her ozan boy göstermiştir. Yahya Kemal'den tutun da Necip Fazıl, Mesut Cemil, Ahmet Hamdi Tanpınar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Şükufe Nihal'e değin herkes buranın kahvesiyle kahvelenmiştir. Burayı sık yoklayanların arasında Neyzen Tevfik de vardır. Reşat Nuri de Küllük'ün gediklilerindendir.

1940 yılında Küllük'ün havası oldukça değişir. Burayı bu sefer yenici yazarlar doldurmaya başlar.



Abidin Dino, Fikret Adil, Rıfat Ilgaz, Asaf Halet Çelebi, Arif Dino, Suat Derviş, Bedri Rahmi Eyüboğlu en çok görünenler arasındadır. 1942'de Orhan Veli de Küllük'te yedek subay giysileriyle görünür..." Küllük işte böylesine önemli bir kahvedir ve edebiyat dünyası, uzun yıllar oradaki masalarda şekil bulmuştur.



MESERRET KAHVESİ



Diğer önemli bir kahve de, Sirkeci'den Cağaloğlu'na çıkarken Ankara Caddesi ile Ebusuut Caddesi'nin kesiştiği köşedeki Meserret Kahvesi'dir. Ben bu kahvenin son dönemine rastladım. Orada çayımı yudumlarken, Meserret artık eski önemini yitirmiş, sıradan insanların devam ettiği, sıradan bir kahve haline dönüşmüştü. Daha sonra tamamen kapanıp, anılardaki yerini aldı.



1900 yılların başında açılan kahve, özellikle gazetecilerin buluşma yeriydi. Muhabirler, yazarlar haberlerini ve köşe yazılarını bu kahvenin masalarında yazıp gazeteye verirlerdi. Burası ayrıca, bir çok dergi ve gazetenin ilk tasarlandığı yer olmuştu. O zamanki transferler de, Meserret'te çay-kahve içilirken gerçekleştirilmişti.



Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sait Faik, Edip Cansever, Muzaffer Buyrukçu, Necip Fazıl, Salah Birsel gibi edebiyatçılar, bu kahvenin müdavimleri arasında yer alıyordu. Meserret Kahvesi'nin kirli masalarında nice şiir, nice öykü, nice roman hayat bulmuştu.



EYÜP'TE PİYER LOTİ



İstanbul'da, en sevdiğim kahvelerin başında, Eyüp sırtlarında, Karyağdı Bayırı'nın sonundaki "Piyer Loti" kahvesi yer alır. Özellikle pazar sabahları, erken saatlerde oraya gitmenin keyfine doyamam. O saatlerde masalar boş olur. Simit, fırından yeni çıkmıştır, mis gibi kokar. Çay tavşan kanıdır. Haliç'e bir pus oturur. Görüntüler netliğini kaybedip, hayale dönüşür. Güneş altında parıldayan cami minareleri, gümüş gümüş akan Kağıthane Deresi, Eyüp, Balat, Alibeyköy, Kasımpaşa... Tüm eski İstanbul'un uyanışını seyretmenin keyfi anlatılır gibi değildir.



Orada oturduğum süre içinde, ne hayallerin içine düşerim anlatsam şaşarsınız. En güzel cümlelerim de, o puslu manzarayı seyrederken aklıma gelir nedense. Kitaplardaki bilgiler, kahvenin bulunduğu yerden görülebilen manzaranın 19. yüzyılda, bugünkü manzaradan çok farklı ve daha etkileyici olduğunu yazar. Örneğin İstanbul Ansiklopedisi'nde bu manzara şöyle anlatılır: "Sola bakıldığında aşağıda Kağıthane Deresi'nin berrak sularının Haliç'e kavuştuğu görünüyordu. Eyüp yeşilliklerle bezeliydi. Eyüp Sultan Külliyesi semtin ortasında müstesna bir görünüme sahipti. Sahilde hanım sultanların sarayları yer alıyordu. Bahariye Adaları da bu güzelliği bütünlüyordu. Görüş derinliği, hava kirliliğinin bulunmayışı nedeniyle Anadolu yakasındaki tepelere kadar uzanmaktaydı..."



Pierre Loti ise adıyla anılan kahveden seyrettiği manzarayı şöyle tarif eder: " Haliç'in nihayetinde Eyüp'ün muazzam peyzajı... Çok eski ağaçlardan mürekkep bir ormandan, mermer beyazlığı ile çıkan mukaddes camii ve sonra muzlim renkler taşıyan ve içine mermer parçaları serpilmiş cesim mezarlıkları ile hakiki bir ölüm şehri olan hazin tepeler... Sağda üzerinde binlerce yaldızlı kayıklı Haliç, Küçültülmüş bir şekilde bütün İstanbul, kubbe ve minarelerini birbirine karıştıran camiler..."



BOĞAZİÇİ ŞINGIR MINGIR




Ortaköy sahilindeki kahvelerin, yaşamımda özel bir yeri vardır. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, ilk gençlik yıllarım Boğaz'ın bu güzel köyünde geçmişti. Sahildeki kahveler, ailemizin vazgeçilmez yaşam alanları arasında yer alırdı. Babam bir kahvede prafa oynar, annem başka bir kahvede bir yandan arkadaşlarıyla çene yarıştırırken, bir yandan da bana kazak örer, ben ise başka bir kahvede kızların peşinden koşardım.



Siz Ortaköy sahilinde çay içerken, karşıdaki Beylerbeyi Sarayı'nı, Ortaköy Camii'ni, meydanda gezinenleri, geçip giden gemileri, uçuşan martıları görürsünüz. Benim gördüklerim ise bambaşka şeylerdir. Kendimi caminin önünden Boğaz'ın serin sularına atlarken görürüm. Yüzme öğrendiğim günler gelir aklıma. Veya güneş batarken, sahilden salladığım çaparıyı yavaş yavaş çekişimi seyrederim. İskeleye yanaşan vapurun bacasından, kızlara gösteriş olsun diye denize balıklama atladığım günler geçer gözlerimin önünden. Yani ilk gençlik yıllarımı hatırlarım. Onun için her fırsatta deniz kıyısına gidip, bir kaç bardak çay içmeyi ihmal etmem.



BEBEK KAHVESİ



Boğaz'ın Avrupa yakasında sevdiğim kahvelerin birisi de, caminin tam karşısındaki Bebek Kahvesi'dir. Özellikle pazar sabahları Kuruçeşme'den bir yürüyüş tutturup, gazeteler koltuğumda buraya gelirim. Selam verecek bir kaç tanıdığa mutlaka rastlarım. Gazetelere dalmadan önce, kahvenin önünde park etmiş teknelere, karşıdaki Kandilli Korusu'na, koyda tekneler arasında uçuşup, karnını doyurmaya çalışan martılara bakıp, gözlerimi yıkarım.

İsteyene tavla, kağıt vardır ama ben pek rağbet etmem. Karnım çok acıkmışsa çayımın yanına, açma ya da bir simit isterim. Bebek Kahvesi de bahar ve yaz aylarının en gözde mekanlarından biridir. Burada zamanın nasıl akıp gittiğini hiç fark edemem.



Rumeli Hisarı'nın yanındaki Kale Çay Bahçesi de, gençlik günlerimin favori adreslerinden biriydi. Hala da bu özelliğini koruyor. Boğaz'a ne zaman gitsem, her köşesinde bir anımın gizlendiği bu kahveye mutlaka uğrar, Boğaz'ın sularına dalıp, eski günleri anımsarım. Bu kahvenin en devamlı müşterisi, ünlü yönetmen merhum Zeki Ökten'dir. O söylemez ama, bir çok filmini bu kahvenin masalarında şekillendirdiğini bilirim.

İstinye'de, şehir hatları vapur iskelesinin hemen bitişiğindeki kahve, bence İstanbul'un manzarası en güzel kahvelerinin başında yer alır. Buradan Boğaz bir göl gibi görünür. Emirgan, karşıda Kanlıca, yalılar, uçuşan martılar, İstinye koyundaki tekneler her türlü hayale açıktır. Bir kaç bardak çay içimi sürede, insan başka dünyalara gidip gelir.



ANADOLU YAKASI



Anadolu yakası, manzaralı kahve açısından biraz daha şanslıdır. Ama bu yakadaki kahvelerde de çay ocaklarının yerini, balık ızgaraları almaktadır. Örneğin Beylerbeyi sahilindeki kıyı kahvelerinin çoğu balık lokantası olmuştur. Yine de yemek saati dışında gelenlere, çay-kahve servisi yapılmaktadır. Burada güneşli günlerde şıkır şıkır akıp giden Boğaz'ın seyrine doyum olmaz.



Bu yakadaki bir diğer cennet mekan da, Kandilli Kız Lisesi'nin kapısının hemen karşısındaki Vaniköy Çay Bahçesi'dir. Boğaz'ın hemen kıyısına atılan masalarda oturup karşıdaki Akıntıburnu'nu, Bebek'i, pus olmayan günlerde Kız Kulesi'ni hatta Ayasofya'yı seyretmek bir ömre bedeldir. Bence baharın İstanbul'a gelişi en güzel buradan seyredilir.



Anadolu Hisarı'nda, Göksu ile Boğaz'ın buluştuğu yerdeki balıkçı kahvesi de en sevdiğim mekanların arasında yer alıyordu. Ama gittiğimde kahveyi bulamadım. Yerine açılan Dere Balıkçısı'nı ise içime sindiremedim. Hisar'daki diğer bir favori adresimde Hisarlı Kahve'dir. İskelenin hemen yanında, eski bir yalının alt katında yer alan bu kahve, güneşli günlerde deniz kıyısına masa atar. İşte bu masalara oturup bir bardak çay içmek içime huzur doldurur. Beni bütün sıkıntılarımdan uzaklaştırır.



Kanlıca'daki kahve de manzara bakımından eşsizdir. Çay burada demlikle gelir. Buranın esas ikramı ise pudra şekerli ünlü Kanlıca yoğurdudur.

Evet bahar yüzünü göstermeye başladı. Güneşli günlerin sayısı arttı. Bundan sonrası size kaldı. Tek başına, arkadaşlarınızla veya sevdiklerinizle manzaralı kahvelerde İstanbul'un yeşermesini seyrederek yaşamın keyfine varın.
 
yazan:Mehmet Yaşin

 http://yercekimi.ekolay.net/haber/3186/693522/Istanbulun-kahveleri-II.aspx

5 Şubat 2011 Cumartesi

Devlet Tiyatroları yollarda!

Devlet Tiyatroları Şubat ayında, 14 değişik oyunla, 31 yerleşim merkezinde, 33 turne temsili verecek!

DT’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Ankara Devlet Tiyatrosu, Semih Sergen’in yazıp yönettiği "Erkek Ve Kadın"ı, 3 Şubat’ta Karabük’te

sahneleyecek. Hatice Meryem’in yazdığı Funda Mete’nin derleyip yönettiği "Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun" adlı oyun da 15 Şubatta Polatlı’da temsil verecek. Aynı oyun, 17 Şubatta Uşak’ta, 18 Şubatta Kütahya’da, 19 Şubatta Afyon’da, 26-27 Şubatta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Büyük Sahne’de sanatseverlerle buluşacak.
Adana Devlet Tiyatrosu, Gülriz Sururi’nin yazıp yönettiği "Kısmet"i 8 Şubatta Hatay’da, 9 Şubatta Osmaniye’de, 10 Şubatta Kilis’te sahneleyecek. Trabzon Devlet Tiyatrosu, Uğur Saatçi’nin yazdığı, Barış Erdenk’in yönettiği "İstibdat Kumpanyası" adlı oyunu, 8 Şubatta Ayancık’ta, 9 Şubatta Sinop’ta olacak.
Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun, Dersu Yavuz Altun’un yazdığı, Serkan Kunter’in yönettiği çocuk oyunu "Benim Güzel Pabuçlarım", 14 Şubatta

Erzincan’da, Vasıf Öngören’in yazdığı M. Doğan Yağcı’nın yönettiği "Asiye Nasıl Kurtulur" adlı oyunu da 14 Şubatta Erzincan’da, 21 Şubatta Gümüşhane’de, 22 Şubatta Bayburt’ta sahnelenecek.
Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Orhan Asena’nın yazdığı, Tamer Levent’in yönettiği "Ölümü Yaşamak"’la, 14 Şubatta Viranşehir’de temsil verecek. Habib Bektaş’ın yazdığı, Özlem Gür’ün yönettiği "Titil ile Bibil" ise 16 Şubatta Siverek’te olacak.
İstanbul Devlet Tiyatrosu Shakespeare’nin yazdığı, Orhan Burian’ın çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği "Beğendiğiniz Gibi" adlı oyunu 16 Şubatta Gebze’de, Mate Matisic’in yazdığı’ Füsun Günersel’in çevirdiği’ Kazım Akşar’ın yönettiği "Bedensiz Kadın" adlı yapıtı da 22 Şubatta Kırklareli’nde, 23 Şubatta Tekirdağ’da, 24 Şubatta Çorlu’da, 25 Şubatta Edirne’de olacak.
Van Devlet Tiyatrosu Sam Bobrick’in yazdığı, Eylül Aktürk’ün çevirdiği, Sinan Pekinton’un yönettiği "Sara’yı Evlendirmek" adlı oyununu 17 Şubatta Iğdır’da, 18 Şubatta Doğubeyazıt’ta, 21 Şubatta Hakkari’de izleyiciyle buluşturacak.
Bursa Devlet Tiyatrosu Adem Atar’ın yazdığı, Zeki Gürdal Karaoğlu’nun yönettiği "Özgürlük Oyunu" adlı eseri 22 Şubatta Sakarya’da, 23 Şubatta Bolu’da sahneleyecek.
Konya Devlet Tiyatrosu Cem Günen’in yazdığı, Tomris Çetinel’in yönettiği "Suskunlar Kapısı (Bab-ı Hamüşan)"nı 25 Şubatta Mut’ta, 26 Şubatta da Karaman’da beğeniye sunacak.
Antalya Devlet Tiyatrosu Ahmet Önel’in yazdığı, Ali Meriç’in yönettiği "Hadi Aldat Bakalım"ı 25 Şubatta Isparta’da, 26 Şubatta Burdur’da

sanatseverlerle buluşturacak.
  http://sanat.milliyet.com.tr/Milliyet.aspx?aType=AltKategoriYeni&KategoriID=30&PAGE=2

2 Şubat 2011 Çarşamba

Kansızlık tedavisinde doğru beslenme modeli

http://www.ntvmsnbc.com/id/25177428#storyContinued

Yoğurtlu değil, yumurtalı...

Anemi tedavisinde başarı için her öğünde bol yeşillik yenmesi, demir kaynağı ıspanağın yumurtayla pişirilmesi ve ara öğünde kalsiyumdan zengin besinlerin tüketilmesi öneriliyor
  Türkiye’de demir yetersizliği anemisi görülme sıklığı giderek artıyor. Kansızlık özellikle çocuklarda, gebe ve emzikli kadınlarda sıklıkla ortaya çıkan bir sorun.
Çocuklarda demir eksikliğine bağlı oluşan kansızlık; büyümeyi yavaşlatıyor, zekâ gelişimini olumsuz etkiliyor, enfeksiyonlara yakalanma riskini artırıyor.
Kansızlık tedavisinde doğru beslenme modeli de büyük önem taşıyor. Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, demir eksikliğine bağlı kansızlık tedavisinde tüketilmesi gereken besinler hakkında şu bilgileri veriyor:

EN İYİ DEMİR KAYNAĞI BESİNLER!

• Karaciğer, kırmızı et, tavuk ve balık eti

• Yumurta

• Üzüm ve pekmez

• Kuru baklagiller

• Kuru kayısı, kuru üzüm, kuru dut gibi kuru meyveler

• Yeşil yapraklı sebzeler ( ıspanak, pazı )

• Fındık, fıstık ve susam
BAKLAGİLLERİ ETLE, YUMURTAYI PORTAKAL SUYU İLE TÜKETİN

Demir emilimini artırmanın önemli bir yolu bu besinleri C VİTAMİNİ ile birlikte tüketmek.
• Her öğünde bol limonlu yeşillikler ve bu yeşilliklerden oluşan karışık bir salata, demir emilimi artırır.

• Yumurta tüketilirken yanına taze sıkılmış portakal veya greyfurt suyu tercih edilmesi, yumurtadaki demirin daha fazla emilmesini sağlar.

• Yumurta haşlama yerine kimi zaman menemen gibi pişirilip; yeşil, kırmızıbiber, domates ve soğanla C vitamini kazandırıldığında, demirin alımı artırılmış olur.

• Ispanak yoğurt ile tüketildiğinde demir emilimi azalır. Ispanağın yumurta ile pişirilmesi ise biyoyararlılığını artırır.

• Kurubaklagil ve tahıllı yemekler; yanında mutlaka bol maydanozlu, marullu, domates ve limonlu salata ile tüketildiğinde, tahıl ve baklagillerin içindeki demir daha fazla emilir. Ayrıca bu besinler kıyma, parça et ya da tavukla pişirildiğinde demir alımı artar.

• Demir eksikliği ileri boyutta olan kişiler; süt, yoğurt ve ayran gibi kalsiyum içeren gıdaları yemeklerin yanında değil, ara öğünlerde tüketmelidir. Çünkü kalsiyumun demirin emilimini yavaşlatma özelliği vardır.

• Kahvaltılarda 1- 2 tatlı kaşığı kadar pekmez günlük demir ihtiyacının çoğunu karşılar. Özellikle keçiboynuzu pekmezi yüksek demir içerir.

• Ara öğünlerde; kuru meyvelerden kayısı, dut ve kuru üzüm, günlük demir alımına katkıda bulunur.
YEMEKLERLE ÇAY VE KAHVE TÜKETMEYİN

Çay ve kahveyi ara öğünlerde tüketmek gerekir. Özellikle çayda bulunan fitat ve tanenlerin demir emilimini azaltmamaları için, çayı açık ve limon sıkarak içmekte yarar var.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Dar balkonda kısa paslaşmalar




Şehirde yaşıyorsanız ve evinizin küçük bir balkonu varsa pratik fikirlere her zaman ihtiyaç duyarsınız.







Yaz akşamları dostlarla sohbet etmek, şarap eşliğinde müzik dinlemek, dergi okumak, güzel bir Pazar sabahı kahvaltısı yapmak gibi daha pek çok keyfi sığdırdığımız ufak balkonlarımızı her yaz farklı dekorasyon çözümleriyle keyif mabetlerine dönüştürmek için yaratıcı fikirler ararız.



Ege sahillerinde deniz manzaralı bir otel odasının balkonu ya da yazlık evlerimizin geniş teras ve balkonları kadar alana ve manzaraya sahip olamasanız da şehirli balkonlarınızda da çok keyifli bir atmosfer yaratabilirsiniz. Balkonlarınızda yerinizin dar olması büyük düşünemeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Küçük alanlarda bile büyük fikirler ve yaratıcı dekorasyon çözümlerini hayat geçirebilirsiniz. Tek yapmanız gereken aklınızdan geçenleri biraz sadeleştirmek ve basitleştirmek. Balkonunuzun her metrekaresinden maksimum faydayı elde etmeye çalışın ve önceliğinizi belirleyerek işe başlayın: Önceliğiniz balkonunuzda yemek yemek mi, kitap-dergi keyfi yapıp müzik dinlemek mi, ayaklarınızı uzatıp dinlenmek mi yoksa sadece çiçek yetiştirmek mi? Balkonunuzu ne şekilde değerlendirmek istediğinize karar verdikten sora bir stil belirleyin ve beğendiğiniz dekorasyon fikrini hayata geçirin.



Biz sizin için, yaz aylarında yorucu şehir hayatından kaçıp yaşayabileceğiniz keyif dakikalarını, daracık anlara sığdırmak için ilham verebilecek birkaç dekorasyon önerisi hazırladık:



• Balkonunuzu dinlenmek ve dergi, gazete, kitap okumak için kullanmak istiyorsanız, en ideal oturma çözümü balkonun bir köşesine ahşaptan bir oturma grubu yaptırıp üzerine bolca renkli yastık atmak. Üstelik bu oturma grubunu bir sandık gibi de tasarlatabilir ve depolama çözümü olarak da değerlendirebilirsiniz.

• Önceliğiniz balkonda yemek yemekse, fazla yer kaplamayan yuvarlak bistro masalar ve katlanır sandalyeler en ideal çözüm. Masa-sandalye takımı almak yerine farklı renk ve tarzda sandalyeleri ferforje veya ahşap bir bistro masayla kombine edebilirsiniz.

• Biraz renk ve farklı dokuları bir arada kullanarak, dar bir balkonda bile değişik alanlar yaratabilirsiniz.

• Balkonunuzun bir duvarına boy aynası monte ederek görsel bir hile yapabilir, alanı iki kat daha büyük gösterebilirsiniz.


• Balkon aksesuarlarınızı ve çiçeklerinizi sergilemek için raflar ve katlı sistemler kullanarak yerden kazanabilirsiniz. Ikea’nın katlı metalik raf sistemleri veya duvara dayayabileceğiniz bir merdiven çiçeklerinizi sergilemek için ideal bir çözüm.

• İkea’ın güneş enerjili Solig balkon aydınlatmalarıyla hem doğayı koruyabilir hem de yaz akşamlarınıza ışıltı katabilirsiniz.

• Balkonunuzun bir köşesinde, büyük bir galvaniz tepsinin içine sahilden topladığınız çakıl taşları ve kum koyarak farklı boylarda beyaz mumlar yakabilir, keyifli yaz akşamlarının tadını çıkarabilirsiniz.

• Bu yaz tüm dekorasyon adreslerinde görmeye alışkın olduğunuz boy boy ve renk renk fenerleri duvarınıza monte edebilir ya da farklı boylarda galvaniz fenerleri balkonunuzun bir köşesinde yere koyabilirsiniz

http://kadin.milliyet.com.tr/dar-balkonda-kisa-paslasmalar/evdekorasyon/haberdetay/11.08.2010/1275138/default.htm?PAGE=2