28 Ocak 2011 Cuma
Bu icatlar dünyayı kurtaracak
Bugün faaliyette olan nükleer reaktörler 1950’lerde geliştirilen standart teknolojiyi kullanıyor. Terra Power adındaki enerji şirketi, yeni bir nükleer enerji teknolojisini piyasaya sunmayı amaçlıyor. Eski nükleer reaktörler, düzenli olarak zenginleştirilmiş uranyum ikmaline ihtiyaç duyuyor, ardından uranyumu nükleer atık olarak atıyor. Terra Power şirketinin ürettiği teknoloji burada devreye giriyor. Geliştirdikleri “dalga reaktörü” zenginleştirilmiş uranyumu atık halinde bile kullanarak yıllarca değerlendirebiliyor.
Dalga enerjisi
Dalga enerjisinden yararlanmak yeni bir fikir değil. Bu teknolojinin savunucuları, bundan 30 yıl önce pervanelerden elektrik üretilmesi yöntemini geliştiren Edinburgh Üniversitesi akademisyeni Stephen Salter’ın yönteminin halen fayda sağlayacağını belirtiyor. Salter’ın “Ördek” adındaki icadı, dalgalar geçerken ileri ve geri dönerek, mekanizmayı harekete geçiren bir döngü oluşturuyor. Bugün ABD’li ve İngiliz bilim insanları Salter’ın mekanizmasını geliştirmek için çalışıyor. Amaçları 2010’da 800 eve yetecek 2MW elektrik üretmek. 2050’de bu hedefi 500 MW’a çıkarmayı istiyorlar.
Geride bıraktığımız bir yıl iklim değişikliği konusunda endişelenen insanlar için bir hayal kırıklığı oldu.
Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da 2009 yılının yazında düzenlenen iklim değişikliği zirvesinde, Kuzey Amerika ve Avrupa’nın zengin ülkeleri, fosil yakıtların kullanımının azaltılması konusunda Hindistan ve Çin gibi yükselen güçlerle anlaşmaya varmayı başaramadı
Ardından ABD hükümeti de hava kirliliğini önüne geçmek için gerekli adımların atılmasında başarısız oldu. Politikacıları içinden çıkılmaz önerilerle uğraşa dursun, araştırmacılar yeni, alışılmadık çözümler üretmeye devam ediyor.
İşte enerji üretecek yosun çiftlikleri dahil temiz enerji sorunu çözmeyi amaçlayan buluşlar:
Dünyayı beyaza boyamak
Bilim insanları, birçok şehrin çok siyah bir görünüme sahip olduğunu belirtiyor. Çatılar siyah, asfalt kaplı yollar kapkara. Ve tüm bu karanlık yüzeyler güneşin enerjisini absorbe ediyor. Buna, “kentsel ısı adası” etkisi adı veriliyor. Bu etki, şehirlerdeki hava sıcaklığını 5 dereceye kadar yükseltebiliyor. Ancak, eğer kaldırımlar yansıtıcı maddelerle kaplı olsaydı, çatılar farklı renklerle boyansaydı ve şehirlerde daha fazla gölgelik alan bulunsaydı, ısı fazlasıyla yansıtılır ve enerji tasarrufu sağlanırdı. New York’ta bir okulun çatısını boyayan gönüllüler, bu fikri herkesten önce benimsemiş görünüyor.
Su ayırma
Güneş panelleri, doğal olarak güneş battıktan sonra elektrik üretemiyor. Ancak bu ay yayımlanacak “Cool It” adlı belgeselde MIT'den (Massachusetts Institute of Technology) akademisyen Daniel Nocera, ekibiyle iki yıl önce yaptıkları bir buluşu anlatacak. Nocera, suyu bileşenlerine ayırarak oksijen ve hidrojen elde edilmesini sağlayan ucuz bir yöntem geliştirdi. Bir yakıt hücresinde enerji üretebilmek için oksijen ve hidrojenin kullanılabildiğini belirten Nocera, buluşunun çığır açıcı olduğunu düşünüyor. Eğer başarılı olursa, gelecekte güneş battıktan sonra bodrum katındaki su ayrıştırıcı sistemler hidrojen ve oksijen ayrıştırmasıyla enerji üretecek.
Yosun yakıtı
Tüm bitkiler gibi, yosunlar da güneş ışınlarını ve karbondioksiti emer. Aynı zamanda, dizel ve jet yakıtı olarak rafine edilebilen petrol üretir. Bilim insanları, genetiği değiştirilen yosunlar üreterek gelecekte petrol sıkıntısını aşabilecekleri görüşünde. Yosun ayrıca, mısır gibi biyo yakıt sağlayan ürünlere göre de daha avantajlı. Kuru toprakta ve tuzlu suda yetişebilen yosunlar, şimdiden yosun çiftliklerinden petrol elde etmeyi amaçlayan 100’den fazla şirketin ilgisini çekmiş durumda.
Nükleer atıktan enerji
Bugün faaliyette olan nükleer reaktörler 1950’lerde geliştirilen standart teknolojiyi kullanıyor. Terra Power adındaki enerji şirketi, yeni bir nükleer enerji teknolojisini piyasaya sunmayı amaçlıyor. Eski nükleer reaktörler, düzenli olarak zenginleştirilmiş uranyum ikmaline ihtiyaç duyuyor, ardından uranyumu nükleer atık olarak atıyor. Terra Power şirketinin ürettiği teknoloji burada devreye giriyor. Geliştirdikleri “dalga reaktörü” zenginleştirilmiş uranyumu atık halinde bile kullanarak yıllarca değerlendirebiliyor.
http://bigpara.ekolay.net/M3/haber_detay.asp?id=736971&page=6
19 Ocak 2011 Çarşamba
Hacer Karanlık Fotograf Sergisi--15 Ocak - 4 Şubat 2011- bakraç sanat galerisi
Hacer Karanlığın eserlerinden bazıları
Hacer Karanlık
1962 yılında İstanbul’da doğdu. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. 1980 – 1997 yılları arasında Ünilever camiasında, 1997 - 2001 yılları arasında da Gümüşsuyu Halı’da çalıştı. Fotoğraf ve karanlık oda ile 1984 yılında tanıştı, ardından 1990 yılında İFSAK’ta fotoğraf kurslarına katılarak aynı yıl İFSAK’a üye oldu. 1992 - 1995 yılları arasında İFSAK Yönetim Kurulunda Genel Sekreterlik görevini üstlendi. Öncelikle siyah/beyaz çalışmalar yaptı. Ortak sergi ve dia gösterilerine katıldı. Çeşitli ülkeleri ve Türkiye’nin önemli bir kısmını gezdi ve fotoğrafladı. 1992 yılından beri çeşitli kültür merkezlerinde, derneklerde, galerilerde, okullarda vs.. kişisel yüzün üstünde dia gösterisi gerçekleştirdi. not :bakraç sanat galerisinden mailime gelen davetiyeden alıntıdır.
Bakraç Sanat Galerisi © 2005
Sinan Ercan Sokak No:38 Öztor Sitesi B Blok Kozyatağı - İstanbul
216 - 362 18 26
18 Ocak 2011 Salı
Hastalığı bulup yok eden bitki
canım kardeşim bernacığımın ,bir sağlık sitesinden bularak bana gönderdiği maili aynen yayınlıyorum.kullanmak isteyenler tekrar araştırma yapabilirler...sevgiler
Uzak Doğu'nun 2 bin yıllık keşfi olan alzheimer ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalığı iyileştiren
ölümsüzlük mantarı 'Ganoderma'nın sıvı konsantresi piyasaya sunuldu.
Son günlerde kamuoyunda gündeme gelen Ganoderma mantarı olarak bilinen ölümsüzlük mantarının sıvı konsantresi artık piyasada. Bu mantar, vücuttaki herhangi bir problemi tarama yaparak buluyor ve çözüyor. Ara, bul ve iyileştir olarak tanımlanan mantar, en yoğun problem neredeyse oraya etki ediyor. Mantarlar konusunda 25 yıldır çalışan Yrd. Doç. Dr. M. Ertuğrul İlbay ile birlikte FUNGAL Grup Genel Müdür Mustafa Yavaş ve Gıda Yüksek Mühendisi Hatice Yavaş Gürel'in yoğun çalışmalarıyla Türkiye'de ilk kez sıvı konsantresinin seri olarak üretimine başlanıldı.
Yaygın bilinen adı Reishi olan Ganoderma mantarı Tarım Bakanlığı'nın izniyle 1500 ml'lik cam ambalajlarda piyasaya sunuldu. Ganoderma mantarı konsantresi, tarihte 2000 yıldır “Ölümsüzlük Mantarı, Hayalet Mantar, Yaşamın İksiri, Sihirli Mantar" gibi sıfatlarla anılıyor.
HER DERDE DEVA Japonya ve Çin'de 2000 yıllık geçmişi olan mantar, yüzyıllar boyunca doğal bir sağlık ilacı olarak kullanılmış. Dünyada bu mantar üzerinde pek çok bilimsel çalışma yapılmış. Çalışmalar sonucu antitümör, antibakteriyel, antiviral, antihiv (AIDS), antiülser, antialerjik, antidepresant, antioksidant, kan basıncını düzenleyici, detoks özelliği bulunduğu, kalp, beyin karaciğer ve akciğer koruyucusu olmasının yanında, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara direnci artırdığı, alzheimer, zayıflama hastalığı olan anoreksiya, akne, adet düzensizliği, astım, bronşit, depresyon, sara (epilepsi), hemoroit, hepatit, katarakt, obezite, metabolik bir eklem hastalığı olarak bilinen gut, nezle, alerji (rinit), romatizma, retinal pigment dejenerasyonu, saç dökülmesi, kanser gibi birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğu ortaya çıkmış.
TÜMÖRÜ SIFIRLIYOR
Geçmişte suyu sanki bir ayin şeklinde törenle içilen mantar uzun yıllar boyunca Çin ve Japonya'da devlet başkanlarına sunulan en önemli hediye niteliği taşımış. Ertuğrul İlbay özel mantar hakkında şöyle konuştu; “Bitkiler bizim için yiyecek, içecek, elbise, korunak, yakacak gibi çok çeşitli ihtiyaçlarımızı karşılıyor. Bunun dışında çok sayıda önemli ilaç, aspirin, morfin, kortizon bitkilerden elde ediliyor. Halen klinik olarak kemoterapi sırasında kullanılan çok sayıda antikanser ilaçları da bitkilerden elde ediliyor.
Bununla beraber penisilin gibi çok önemli bazı antibiyotikler bu mantarlardan elde ediliyor. Kırmızı reishi mantarı, bünyesinde bulunan maddelerden dolayı son yıllarda tıp alanında kullanılıyor. Bu mantarda 400'ün üzerinde biyolojik aktif bileşen bulunuyor. Örneğin içinde bulunan bir protein olan lektinin karaciğerde tümör hücrelerini yok ettiği ve lösemide de etkili olduğunu biliyoruz. Daha bir çok hastalığı iyi eden maddeler bulunuyor."
HİÇBİR YAN ETKiSi YOK
Mustafa Yavaş, Ganoderma'nın kapsül ve çay şekillerde piyasada bulunduğunu ancak sıvı formunun daha etkili olduğunu ve yıllardır da bu şekilde kullanıldığını belirtti.
Yavaş şunları söyledi; “İlaç, sabah ve gece aç karnına alınıyor. 5 ya da 6 günde 1 şişe bitiriliyor. İlk içen insanlarda öncelikle bir ağrı yapıyor. Hangi hastalığın tedavisi için kullanılıyorsa ağrı kendini farklı şekilde hissettiriyor. Ağrının hissedilmesi iyi bir şey. Çünkü ilaç kendini hissettiriyor. Hiçbir yan etkisi yok. Elimizde resmi rakamlar ve bize geri dönüşler var. Örneğin hastalık verilerinde azalma, tümörlerde sıfırlanma gibi sonuçları bulunuyor."
Uzak Doğu'nun 2 bin yıllık keşfi olan alzheimer ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalığı iyileştiren
ölümsüzlük mantarı 'Ganoderma'nın sıvı konsantresi piyasaya sunuldu.
Son günlerde kamuoyunda gündeme gelen Ganoderma mantarı olarak bilinen ölümsüzlük mantarının sıvı konsantresi artık piyasada. Bu mantar, vücuttaki herhangi bir problemi tarama yaparak buluyor ve çözüyor. Ara, bul ve iyileştir olarak tanımlanan mantar, en yoğun problem neredeyse oraya etki ediyor. Mantarlar konusunda 25 yıldır çalışan Yrd. Doç. Dr. M. Ertuğrul İlbay ile birlikte FUNGAL Grup Genel Müdür Mustafa Yavaş ve Gıda Yüksek Mühendisi Hatice Yavaş Gürel'in yoğun çalışmalarıyla Türkiye'de ilk kez sıvı konsantresinin seri olarak üretimine başlanıldı.
Yaygın bilinen adı Reishi olan Ganoderma mantarı Tarım Bakanlığı'nın izniyle 1500 ml'lik cam ambalajlarda piyasaya sunuldu. Ganoderma mantarı konsantresi, tarihte 2000 yıldır “Ölümsüzlük Mantarı, Hayalet Mantar, Yaşamın İksiri, Sihirli Mantar" gibi sıfatlarla anılıyor.
HER DERDE DEVA Japonya ve Çin'de 2000 yıllık geçmişi olan mantar, yüzyıllar boyunca doğal bir sağlık ilacı olarak kullanılmış. Dünyada bu mantar üzerinde pek çok bilimsel çalışma yapılmış. Çalışmalar sonucu antitümör, antibakteriyel, antiviral, antihiv (AIDS), antiülser, antialerjik, antidepresant, antioksidant, kan basıncını düzenleyici, detoks özelliği bulunduğu, kalp, beyin karaciğer ve akciğer koruyucusu olmasının yanında, bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara direnci artırdığı, alzheimer, zayıflama hastalığı olan anoreksiya, akne, adet düzensizliği, astım, bronşit, depresyon, sara (epilepsi), hemoroit, hepatit, katarakt, obezite, metabolik bir eklem hastalığı olarak bilinen gut, nezle, alerji (rinit), romatizma, retinal pigment dejenerasyonu, saç dökülmesi, kanser gibi birçok hastalığın tedavisinde etkili olduğu ortaya çıkmış.
TÜMÖRÜ SIFIRLIYOR
Geçmişte suyu sanki bir ayin şeklinde törenle içilen mantar uzun yıllar boyunca Çin ve Japonya'da devlet başkanlarına sunulan en önemli hediye niteliği taşımış. Ertuğrul İlbay özel mantar hakkında şöyle konuştu; “Bitkiler bizim için yiyecek, içecek, elbise, korunak, yakacak gibi çok çeşitli ihtiyaçlarımızı karşılıyor. Bunun dışında çok sayıda önemli ilaç, aspirin, morfin, kortizon bitkilerden elde ediliyor. Halen klinik olarak kemoterapi sırasında kullanılan çok sayıda antikanser ilaçları da bitkilerden elde ediliyor.
Bununla beraber penisilin gibi çok önemli bazı antibiyotikler bu mantarlardan elde ediliyor. Kırmızı reishi mantarı, bünyesinde bulunan maddelerden dolayı son yıllarda tıp alanında kullanılıyor. Bu mantarda 400'ün üzerinde biyolojik aktif bileşen bulunuyor. Örneğin içinde bulunan bir protein olan lektinin karaciğerde tümör hücrelerini yok ettiği ve lösemide de etkili olduğunu biliyoruz. Daha bir çok hastalığı iyi eden maddeler bulunuyor."
HİÇBİR YAN ETKiSi YOK
Mustafa Yavaş, Ganoderma'nın kapsül ve çay şekillerde piyasada bulunduğunu ancak sıvı formunun daha etkili olduğunu ve yıllardır da bu şekilde kullanıldığını belirtti.
Yavaş şunları söyledi; “İlaç, sabah ve gece aç karnına alınıyor. 5 ya da 6 günde 1 şişe bitiriliyor. İlk içen insanlarda öncelikle bir ağrı yapıyor. Hangi hastalığın tedavisi için kullanılıyorsa ağrı kendini farklı şekilde hissettiriyor. Ağrının hissedilmesi iyi bir şey. Çünkü ilaç kendini hissettiriyor. Hiçbir yan etkisi yok. Elimizde resmi rakamlar ve bize geri dönüşler var. Örneğin hastalık verilerinde azalma, tümörlerde sıfırlanma gibi sonuçları bulunuyor."
14 Ocak 2011 Cuma
Kalorisiz gofret üretildi ! (ilk müjdeyi kendime verdim:))
Kalorisiz gofret üretildi!
Polonya'da bir bilimadamı, karabuğday kepeğinden yapılma "sıfır kalorili" ve glütensiz, ama antioksidan açısından zengin gofretlerinin patentini aldı.
Polonya'da bir bilimadamı, karabuğday kepeğinden yapılma "sıfır kalorili" ve glütensiz, ama antioksidan açısından zengin gofretlerinin patentini aldı.
Wroclaw Üniversitesi'nde görevli Joanna Harasym, Polonya'da çok yetiştirilen ve tüketilen karabuğdayın kepeğinin selülozunu insan organizmasının sindirememesinden ötürü, gofretlerin kalorisiz ancak insan sağlığını koruyan birçok antioksidanın kaynağı olduğunu belirtti.
Çikolata renkli ve fındık kokulu gofretler insanların kilolarını ayarlamalarına yardımcı olurken, gofretlerin glüten içermemesi ve glisemi oranını arttırmaması sayesinde, diyabet ile glüten hastalarının da hoşuna gideceğini söyleyen Harasym, şu anda sıfır kalorili karabuğday birası üzerinde çalıştığını kaydetti.
Buğday veya arpa ailesinden olmayan karabuğday, çok besleyici, protein, amino asit, çözünebilir lif ve antioksidanlar açısından zengin poligonas ailesine mensup.
Peki sırada ne var? Zayıflatan dondurmalar olabilir mi?
http://kisiselbakim.milliyet.com.tr/kalorisiz-gofret-uretildi-/kisiselbeslenmevediyet/haberdetay/13.01.2011/1338704/default.htm?ref=haberici
Polonya'da bir bilimadamı, karabuğday kepeğinden yapılma "sıfır kalorili" ve glütensiz, ama antioksidan açısından zengin gofretlerinin patentini aldı.
Polonya'da bir bilimadamı, karabuğday kepeğinden yapılma "sıfır kalorili" ve glütensiz, ama antioksidan açısından zengin gofretlerinin patentini aldı.
Wroclaw Üniversitesi'nde görevli Joanna Harasym, Polonya'da çok yetiştirilen ve tüketilen karabuğdayın kepeğinin selülozunu insan organizmasının sindirememesinden ötürü, gofretlerin kalorisiz ancak insan sağlığını koruyan birçok antioksidanın kaynağı olduğunu belirtti.
Çikolata renkli ve fındık kokulu gofretler insanların kilolarını ayarlamalarına yardımcı olurken, gofretlerin glüten içermemesi ve glisemi oranını arttırmaması sayesinde, diyabet ile glüten hastalarının da hoşuna gideceğini söyleyen Harasym, şu anda sıfır kalorili karabuğday birası üzerinde çalıştığını kaydetti.
Buğday veya arpa ailesinden olmayan karabuğday, çok besleyici, protein, amino asit, çözünebilir lif ve antioksidanlar açısından zengin poligonas ailesine mensup.
Peki sırada ne var? Zayıflatan dondurmalar olabilir mi?
http://kisiselbakim.milliyet.com.tr/kalorisiz-gofret-uretildi-/kisiselbeslenmevediyet/haberdetay/13.01.2011/1338704/default.htm?ref=haberici
11 Ocak 2011 Salı
Erol Deran resim sergisi-06-26 ocak 2011-Doku sanat galerisi( İstanbul-Teşvikiye)
EROL DERAN
1937`de Polatlı`da doğdu. İstanbul`lu bir ailenin çocuğu olan Erol Deran, ilk müzik derslerini subay ve bestekar babası Burhanettin Deran`dan aldı. İlk ve orta eğitimini Anadolu`nun çeşitli yörelerinde ve İstanbul`da tamamladı. 1957-1960 Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Sabih Gözen`in Kumaş Desenleri Atölyesi`den mezun oldu. Akademideki eğitimi döneminde Prof. Sabri Berkel ve Prof. Gevher Bozkurt atölyelerinde de çalışmalarda bulundu. Sanatçı, 1957-1961 döneminde İstanbul Radyosu`da kanun sanatçısı olarak görevini sürdürdü. 1961-1963 yılları arasında yedek subaylığını Ankara`da yaptı. 1963-1968 döneminde kanun sanatçılığını Ankara`da gerçekleştirdi. 1968`de İstanbul`a yerleşti ve İstanbul Radyosu`ndaki görevine yeniden döndü. 1975`de açılan ve 1983’de İ.T.Ü`ye bağlı "Türk Musikisi Devlet Konservatuarı" na öğretim görevlisi olarak atandı. 2004 yılında buradaki görevinden emekliye ayrıldı. Erol Deran İ.T.Ü Türk Musikisi Devlet Konservatuarı`nda Yönetim Kurulu Üyeliği, Enstrüman Yapım Bölümü, Ses Eğitimi Bölümü, Temel Bilimler, Çalgı Eğitim Bölümü ve Mızraplı Çalgılar Anasanat Dalı Başkanlığı görevlerini yürütmüştür. 1999 yılında sanatçının çalışmaları, Budapeşte Szechenyi Devlet Kütüphanesinde slide show olarak gösterime sunulmuştur. Winsor & Newton firmasının düzenlediği "2000 yılında Ülkem" konulu Evrensel Resim yarışmasında sanatçının eseri, 22.000 eser arasında ilk 20`ye girmeye hak kazanmıştır. Müzik Profesörü olan sanatçı çalışmalarını halen kendi atölyesinde sürdürmekte, Haliç Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
8 Ocak 2011 Cumartesi
7 Ocak 2011 Cuma
Fatih'in ünlü tablosu intihal mi? -ilginç...
Osmanlı'nın 7. padişahı Fatih Sultan Mehmet'in tarih kitaplarına geçen ve hafızalara kazınan ünlü tablosunun başka bir eserden bire bir çalındığı iddia edildi.
"Birinci Viyana Muhasarası" adlı tablosu o kadar canlıdır ki kendinizi savaşın ortasında sanırsınız. Arka planda, toz bulutunun yanından Viyana'nın kuleleri görülmekte; padişahı korumaya çalışan askerlerle düşman kuvvetleri birbirine girmektedir. Bu tabloya bakarken kılıç ve nal seslerini duyar gibi olursunuz. Atlar ve askerlerdeki figüratif başarının yanı sıra tabloda padişahın bulunduğu konum da çok başarılıdır. Hemen her figür hareket halinde olmasına rağmen padişah sabittir. Hasan Rıza, sultanı resmederken hiçbir detayı kaçırmamış, atının sırmalı mahmuzlarından padişah kaftanının süslemelerine kadar her ayrıntıyı işlemiştir. Bu tabloda savaşın dehşetiyle Osmanlı'nın asaleti mezcedilmiştir.
"Belgrad Meydan Muharebesi" adlı tabloda ise merkezde beyaz bir at üzerinde oldukça celadetli bir Osmanlı askerini görürüz. Etraf toz dumandır ama merkezdeki askerin yüzünde "vecd" duygusunu ayan beyan görürüz. Arka planda kale burçları görülmektedir. Bu tabloda da savaşın tüm canlılığını hissederiz.
Hasan Rıza'nın en meşhur eseri "Mohaç Meydan Muharebesi"ni anlatan o mükemmel tablodur aslında. Tarihle iğne ucu kadar dahi ilgilenmiş olan herkes bu eseri görmüştür bence. Tablonun merkezinde dörtnala giden bembeyaz bir at ve atın üzerinde al kıyafetiyle esmer bir asker bulunmaktadır. Atın kaldırdığı tozların arasında üç hilalli Osmanlı bayrağının yanı sıra birkaç asker daha seçilmektedir. "Savaşın aşkı", merkezdeki askerin duruşunda o kadar harika verilmiştir ki bu resme bakarken hayaliniz sizi o güne kanatlandırıverir. Atların mübarekliğine ve askerlerin iman gücüne gıpta edersiniz.
Bu saydıklarımız Hasan Rıza'nın zaferler serisinden birkaçıdır yalnızca. Pek çoğu günümüze ulaşmamış olan bu tabloları Ankara Orduevi'nde, İstanbul Askeri Müze'de, Deniz Müzesi'nde, Resim ve Heykel Müzesi'nde görebilirsiniz.
http://haber.ekolay.net/Haber/2705/757174/fatihin-unlu-tablosu-intihal-mi.aspx?page=3
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












