21 Aralık 2010 Salı

Frida Kahlo ve Diego Rivera-pera müzesi(23aralık2010-20mart2011)

Gelman Koleksiyonu'ndan Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisi, 23 Aralık 2010 -

20 Mart 2011 tarihleri arasında, 20. yüzyıl sanatının Meksika ve dünyadaki en çarpıcı figürlerinden ikisini, Frida Kahlo ve Diego Rivera'yı sanatseverlerle buluşturuyor.



Yapıtları kadar özgün karakterleri, yaşam öyküleri ve merak uyandıran birliktelikleriyle de ilgi uyandıran sanatçılar, 40 yapıttan oluşan bir sergiyle Türkiye'de ilk kez Pera Müzesi'ne konuk oluyorlar.



Yaşamlarının önemli bir bölümünü Meksika'da geçirmiş koleksiyoner bir çift olan Jacques ve Natasha Gelman'ın, 20. yüzyıl Meksika sanatına da odaklanan geniş koleksiyonunda yer alan yapıtlar, Frida Kahlo'nun sanatsal kişiliğinin derin izlerini yansıtan otoportreleri ile Diego Rivera'nın az sayıdaki tuval resmi örneklerinin en önemlilerinden. Dünya çapındaki bu ünlü koleksiyon, Meksika dışında daha önce çok az sayıdaki sergide izleyiciyle buluşabildi.



Pera Müzesi'nde yer alacak sergide, Berlin ve Viyana'da düzenlenen ve 2010 yılına damgasını vuran Frida Kahlo Retrospektifi'nin en gözde Kahlo yapıtlarının yanı sıra Diego Rivera'nın tuvalleri de yer alıyor. Yapıtları ve yaşamlarıyla sinema ve edebiyat dünyasına da esin vermiş ikilinin eserleri 20 Mart 2011 tarihine kadar Pera Müzesi'nde izlenebilecek.

http://www.peramuzesi.org.tr/sergiler/

16 Aralık 2010 Perşembe

Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde kaçırılmayacak bir sergi-“PastPresentFuture - UniCredit Koleksiyonu’ndan Bir Seçki”






“PastPresentFuture –UniCredit Koleksiyonu’ndan Bir Seçki”

Yapı Kredi Kültür Merkezi, İstanbul Sergisi

Dört Yüzyıllık Sanatta Uluslararası 90 Çalışma

6 Kasım 2010 - 7 Ocak 2011
UniCredit Sanat Koleksiyonu ve Yapı Kredi Sanat Koleksiyonu içerisinden Seçilen Eserler

Yapı Kredi Kültür Merkezi, Ekim 2009’da Viyana’da ve Şubat 2010’da Verona’da açılan “PastPresentFuture” (GeçmişŞimdiGelecek) gezici sergisine ev sahipliği yapıyor. Avrupa’nın en büyük kurum koleksiyonlarından UniCredit Sanat Koleksiyonu ve Yapı Kredi Sanat Koleksiyonu’ndan seçilen eserleri Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’a getiren sergi, 6 Kasım 2010 - 7 Ocak 2011 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Sergilenen eserler UniCredit bünyesindeki çeşitli bankaların koleksiyonlarından seçildi. Sergide Yapı Kredi Sanat Koleksiyonu’ndan da Osman Hamdi Bey’in Feraceli Kadınlar’ının yanı sıra farklı kuşaklardan yedi sanatçının yedi eseri yer alıyor.



Sanatçılar (Alfabetik sıraya göre):

Doug Aitken, Ghada Amer, Giovanni Baglione, Stephan Balkenhol, Olivo Barbieri, Georg Baselitz, Gabriele Basilico, Ferruh Başağa, E.J. Bellocq, Michael Biberstein, Matthias Bitzer, Paul Bril, Fatma Bucak, Balthasar Burkhard, Piero Pizzi Cannella, Vincenzo Castella, Jordi Colomer, Tony Cragg, Charles-François Daubigny, Giorgio de Chirico, Philip-Lorca diCorcia, Antonio Donghi, Dosso Dossi, Igor Esˇkinja, Valie Export, Trude Fleischmann, Fischli & Weiss, Andreas Gursky, Jitka Hanzlová, Hoca Ali Rıza, Candida Höfer, Francesco Jodice, Mimmo Jodice, Imi Knoebel, Heinrich Kühn, Maria Lassnig, Richard Long, Hans Makart, Ryuji Miyamoto, Şükran Moral, Muntean/Rosenblum, Aydan Murtezaoğlu, Jean-Marc Nattier, Hermann Nitsch, Hans Op de Beeck, Osman Hamdi Bey, Ferhat Özgür, Luca Pancrazzi, Giulio Paolini, Arnulf Rainer, Gerhard Richter, Gerwald Rockenschaub, Andrei Roiter, Giovan Battista Ruoppolo, Füsun Sağlam, Giovanni Gerolamo Savoldo, Hans Schabus, Kurt Schwitters, Annelies Strba, Miha Strulelj, Beat Streuli, Christine Streuli, Thomas Struth, Wolfgang Tillmans, Marco Tirelli, Carlo Valsecchi, Stendardo, Andy Warhol, Franz West, Erwin Wurm, Heimo Zobern



 
KÂZIM TAŞKENT SANAT GALERİSİ Arşivi

YAPI KREDİ KÂZIM TAŞKENT SANAT GALERİSİAçık olduğu saatler:Hafta içi: 10:00 - 19.00

Cts. 10:00-18:00 / Pz. 13:00 – 18:00

Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, etkinliklerine 1964 yılında başladı. Türkiye'nin plastik sanat yaşamında önemli bir yer kazandı. Galerinin etkinlikleri, günümüze kadar kesintisiz süregeldi.


Başlangıçta ağırlıklı olarak Türk folklorunu tanıtan çalışmalara ve amatör sanatçıların yapıtlarına yer veren galeri, 1992'den başlayarak hem çağdaş ressamların yapıtlarını tanıtan, klasik ustaların toplu yapıtlarını sunan, hem de tematik projelere yer veren bir çalışma programı çerçevesinde hareket etmeye başladı. Kamuoyunda ve sanat çevrelerinde ses getiren etkinliklere imza attı. Örneğin, 8 Aralık 1999-7 Ocak 2000 tarihleri arasında düzenlediği, Fatih Sultan Mehmet'i konu edinen Ressam, Sultan ve Portresi adlı sergi, Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği'nin (IPRA) Golden World Ödülleri'nde mansiyon kazandı.


Galeride düzenlenen her serginin ayrıca kapsamlı kataloğu da hazırlanmaktadır. Böylece sanatseverlerin elinde etkinliklerle ilgili kalıcı bilgi, belge koleksiyonu oluşmaktadır.
Adres: Yapı Kredi Kültür Merkezi,

İstiklal Caddesi, No: 161-161A, Kat: Z

34433 Beyoğlu, İstanbul

Tel: (0212) 252 47 00 (pbx)

Faks: (0212) 252 26 81 - 252 38 28

 http://www.ykykultur.com.tr/sergi/?yer=Kazim-Taskent

14 Aralık 2010 Salı

Aromatik cazibe vanilya

Kokusu Meksika sınırından dünyanın her tarafına yayılan ve gıdadan kozmetiğe pek çok alanda kullanılan aromatik cazibe...

Kokusu Meksika sınırından dünyanın her tarafına yayılan ve gıdadan kozmetiğe pek çok alanda kullanılan hoş kokulu vanilya, aromasıyla olduğu kadar lezzetiyle de damaklarda cezbedici bir etki yaratıyor.

Anavatanı Meksika, Madagaskar, Cava ve Antiller olan vanilya, konu tatlı olunca şüphesiz vazgeçilmezler arasında yerini alıyor. İçine katıldığı tüm lezzetlere kattığı aromasıyla bizleri peşinden sürükleyen vanilya, vanilya bitkisinin yeşil halde toplanıp, suda haşlandıktan sonra kurutulan meyvelerinden elde ediliyor. Özel kokulu bir vanilya ise ancak fermentatif bir kurutma sonucunda meydana geliyor. Evlerimizde kullandığımız paket içindeki toz vanilya aslında doğal vanilya değil. Marketlerde paketler halinde satılan vanilyalar, bazı işlemlerden geçtikten sonra mutfaklarımıza geliyor. Genellikle de, puding, çikolata, dondurma, bazı tatlı hamur işleri, şekerleme, kahve, kakao, kola, likör gibi ürünlere tat vermek için tercih ediliyor.
Vanilya, ticari olarak en çok Meksika kökenli vanilya orkidesinden elde ediliyor. Dünyada en çok vanilya üretilen yer ise Madagaskar. 16’ncı yüzyılda İspanyol ve Portekiz kaşiflerle denizciler vanilyayı Meksika’dan alıp Afrika ve Asya’ya getirmişler. 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar Meksika vanilya üretiminde lider ülkeyken şimdilerde Madagaskar bu şanı elinden aldı. Günümüzde kullanılan üç ana vanilya çeşidi bulunuyor; Bourbon-Madagaskar (ince ve tatlı), Mexican (kalın ve baskın aromalı) ve Tahitian (en kalın ama en az aromalı). Hazırlayacağınız tatlılarda vanilya tadını, vanilya özütü ekleyerek veya vanilya çekirdeklerini hazırlanan karışıma pişirmeden önce ilave ederek elde edebilirsiniz. Kullanım miktarına bağlı olarak gıdalara kahverengi veya sarı renk verir.
Gıdalarda vanilyanın aroma verme özelliğinden başka kullanımları da var:
Asit giderici: Ananasın üzerine, turunçgillere, meyve salatalarına birkaç damla vanilya özütü eklendiğinde ekşiliğini yumuşatır ve ekstra bir tat katar. Domates soslarına eklendiğinde ise asit oranı etkisiz hale gelir.

Emülsiyonlaştırıcı: Yumurta içeren hamur karışımlarına, pankek ve waffle hamurlarına veya krema soslarına vanilya özütü eklendiğinde pürüzsüz karışım elde edilir
Tatlandırıcı: Yeni ve özgün lezzetli tatlar oluşturmak için, mevsimlik, tadı olmayan meyvelere veya diğer tadı az gıdalara vanilya tozu eklenir.
İlave tatlandırıcı: Deniz ürünleri, kümes hayvanları eti ve kırmızı et için pişirme işlemleri sırasında vanilya özütü ilave ederseniz farklı bir tat elde edebibirsiniz. Kozmetik endüstrisinde ise vanilya, parfüm yapımında, vücut kremlerinde, losyonlarda ve duş jellerinde kullanılıyor.
Vanilyanın faydaları:

Mide ve sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkilere sahiptir. Hazmı kolaylaştırır . Vücudu kuvvetlendirir, ateş düşürür.

Afrodizyak özelliği vardır. Sinir bozukluğunu giderir. Bronşları temizler ve öksürük söktürür. Ruh bunalımını dindirici etkisi vardır.

http://kadin.milliyet.com.tr/aromatik-cazibe-vanilya/mutfak/haberdetay/12.05.2010/1236995/default.htm

11 Aralık 2010 Cumartesi

Tarihte İlk Türk Kadın Ressam.....Mihri Müşfik Hanım




 
 
  Mihri Müşfik Hanım ilk kadın ressamlarımızdandır ve 1886 yılında doğmuştur. Babası Askeri Tıbbiye ‘nin ünlü hocalarından Çerkes Mehmet Rasim Paşa'dır. Annesi de yine Kafkasya göçmeni bir aileden gelmektedir. Aynı zamanda Hale Asaf 'ın teyzesi olan ilk Türk kadın ressamı Mihri Hanım, sonraları Bursalı Selami Paşa'nın oğlu hariciye memurlarımızdan olan Müşfik Bey'le evlendiği için Mihri Müşfik adıyla da tanınmıştır. Mihri Müşfik , o zamanlar İstanbul 'a yerleşmiş olan ressam Fausto Zonaro 'dan dersler almış ve İtalya'da (Roma) ve Fransa'da (Paris) özel atölye ve sanat okullarında öğrenim görmüştür. Roma'da yaşantısı sırasında, Vatikan Müzesi'ne bir tablosu bile konuldu. Hatta, Papa'nın bir portresini yaptı. Papa , ilk defa bir kadın ressama poz veriyordu. Bütün bunlar, arkadaşı meşhur Danonçiyo'nun özel dostluğunun eseri idi. Roma, Vatikan'da Papa'nın portresini yapmış ve yapıtı Vatikan Müzesi'ne alınmıştır. Sanayi-i Nefise'nin bünyesinde yeralan İnas (Kız) Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulmasına öncülük etmiş olup aynı okulda müdürlük, öğretmenlik görevinde bulunmuştur.(Bu vesile ile ressam Nazlı Ecevit ‘in de hocasıdır) 1938-1939-1943 dünya sergilerine katılan sanatçı daha sonra ABD'ye yerleşmiş ve yaşamını Amerikan zenginlerine özel dersler vererek sürdürmüştür. Genellikle bütün meşhur ressamlarda olduğu gibi, çalışma gücünü yitirdikten sonra, yaşamının son yılları zorluklarla ve sefalet içinde geçen sanatçı 1954 yılında aramızdan ayrılmıştır. Portre ve natürmort çalışmalarıyla dikkat çeken sanatçının resim heykel müzelerinde ve özel koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır.








 












 




http://www.wardom.org/tarihte-ilk-turk-kadin-ressam-t338144.html-bazı fotoğraflarda netten görsellerden alıntıdır

10 Aralık 2010 Cuma

NOEL KUTLAMALARI TURKLERDEN ALINMIS BIR UYGULAMADIR...BU DA BİLİMSEL-ilginç geldi,paylaşmak istedim

Noel bayramının kökeni....




  İnanabilir misiniz, yüzyıllardır

  Hıristiyanları n İsa'nın doğuşu olarak kutladığı

  Noel bayramının, çok eski Türklerin yeniden doğuş

  bayramı olduğuna? Nereden nereye, inanılacak gibi değil,

  değil mi? Ben de ne yazık ki, yeni öğrendim.
 

  Çok ilginç gelmişti, Hıristiyanları n Noel

  bayramını tamamıyla Türklerden almış olduğunu

  gösteriyordu. Fakat üzerinde durmaya vaktim olmadı, hem

  de Noel zamanına doğru ele almayı düşünmüştüm. Bu

  arada Türk devletlerinden başka birilerine aynı konuyu

 bilip bilmediklerini sordum. Bana İran'ın Azerbaycan

 bölgesinden İsmail Bey'den yanıt geldi, verdiği

  yanıt birebir aynı olmasa da çok uyduğunu gördüm.

  Olay şöyle:



  Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki

  inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün

  tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Bunun tepesi,

  gökyüzünde oturan Tanrı Ülgen'in sarayına kadar

  uzanıyor, buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif

  olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde

  görebiliriz. Ülgen, insanların koruyucusu, o sakallı ve

  kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi,

  gündüzü, güneşi yönetiyor. Türklerde güneş çok

  önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp

  gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece

  gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi

  yenerek zafer kazanıyor. Güneşin yeniden doğuşu, bir

  yeni doğum olarak algılanıyor Türklerde. Bayramın adı

  Nargudan, nar=güneş, tugan, dugan=doğan. Doğan güneş.

  Astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya,

  günler uzamaya başlıyor. İşte bu güneşin zaferini,

  yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam

  ağacı altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi diye

  Ülgen'e dualar ediyorlar. Duaları Tanrıya gitsin diye

  ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar

 bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.

  İnanca göre bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş. Bu

  bayram için, evler

  temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın

  etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar.

  Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor,

  aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar.

  Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme.

  Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür

  çoğalır, uğur gelirmiş.

  Yazılana göre akçam ağacı yalnız Orta

  Asya'da yetişiyormuş. Filistin'de bu ağacı

  bilmezlermiş. O yüzden bu olayın Türklerden

  Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa'ya

  gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları

  söyleniyor. İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok.

  Doğum, güneşin yeniden doğuşu.

 

  Meydan Larousse'da, İsa evrenin nuru olarak

  algılanıyor ve bu olayın Pagan halklardan alınıp

  İsa'ya yakıştırıldığı yazılıyor. İnternette

 yazılanlara göre, İmparator Konstantin (324-337)

 zamanında İznik'te toplanan konsülde, 22

  Aralık'ta güneşin doğumu için yapılan bu Pagan

  Bayramı'nı İsa'nın doğumu olarak 24

  Aralık'a alınıyor ve Noel Bayramı deniliyor. Batı

  kilisesi ise, yani Katolikler 25 Aralık'ta

  kutluyorlarmış bunu. Çam süsleme ise ilk 1605'te

  Almanya'da görülüyor, oradan Fransa'ya geçiyor.

 

  Ne kadar ilginç değil mi? Batı, en büyük

  bayramını göçebe, ilkel olarak tanımladığı

  Türklerden yürütmüş. Yeni yapılmakta olan çalışmalarla Batı'ya Türklerden kimbilir daha

  nelerin geçtiği ortaya çıkacak? Belki de yazının ve

  dillerin anası Türkler olduğu kanıtlanacak.

 

  Muazzez İlmiye Çığ 18.12.2007