6 Aralık 2010 Pazartesi

Sağlık iksiri maya-sizlerlede paylaşmak istedim...


Ekmek,tatlı,börek gibi hamurişlerini kabartmak için kullandığımız mayanın eşsiz bir sağlık iksiri olduğunu biliyor muydunuz?
Ekmek, hamurişi ve tatlılara düşkün bir toplum olduğumuzdan maya, hemen her evin mutfağında sık sık kullanılıyor. Mayayı belki sadece bir hamur kabartıcı olarak düşündüğüne kadar. Oysa o doğanın bizlere bir armağanı, sağlığımız için eşsiz bir nimet. Maya yüzde 50 oranında protein, B grubu vitaminler, demir, krom, magnezyum, fosfor, çinko ve selenyum gibi mineraller içeriyor.


Japon ve Amerikalı araştırmacıların yaptıkları uzun çalışmalar sonucunda mayanın içindeki genlerin insan genlerine çok benzediği kanıtlandı. Bu önemli buluş sayesinde çok yakında insan DNA'sının daha iyi tanınacağı ve bugün çaresi olmayan pek çok hastalığın önceden teşhis edilip önlenebileceği tahmin ediliyor.


Mayanın sağlık ve güzelliğimize katkılarını keşfederek ona hakkettiği değeri veren gelişmiş ülkeler, bu çok değerli besini sadece bir katkı maddesi olarak değil, tabletler halinde ilaç olarak da piyasaya sunuyor.


Her yemekte kullanılıyor
Uzmanlar mayayı sadece hamurişlerinde katkı maddesi olarak düşünmemek gerektiğini belirtiyor, normal öğünlerde de tüketilmesini öneriyorlar. Dengeli beslenerek mayanın zengin içeriğinden olabildiğince yararlanmak mümkün. Örneğin kahvaltı ya da ikindi öğünlerinde ılık süte ilave edilerek içilebilir. Öğle ya da akşam öğünlerinde salata veya mezelere eklenerek yenilebilir. Hatta meyve sularına karıştırılabilir.


Ancak maya, kek, börek ve tatlı hamurlarını kabartmak için kullaılan kabartma tozu ile karıştırılmamalı. Karbonatı andıran ve beyaz bir toz şeklinde olan bu madde, mayanın kimyevi bir versiyonu olup aynı kabartma işlevini sağlıyorsa da mayanın içerdiği besin değerlerine sahip değil.


Maya nedir?

Maya, mantarlar grubunda yer alan tek hücreli canlılardır. Çıplak gözle görülmeyecek kadar küçük, yuvarlak ve renksiz hücrelerden oluşan maya, sıcakla temas edince çoğalır. Bira mayası olarak da bilinen bu madde, başta ekmek olmak üzere çeşitli unlu mamullerin, bira ve şarap gibi içkilerin üretiminde kullanılıyor. Piyasada toz (kur) ya da kalıp (yaş) halde satılıyor.


Ekmek yapımı sırasında hamur maya ile kabartılıyor. Maya undaki nişastayı etkiliyor ve bir tür şeker olan glikoza dönüştürüyor. Sonra da glikozu alkol ve karbondioksite ayrıştırıyor. Oluşan karbondioksit gazı mayalanan hamur içinde baloncuklar halinde dağılarak hamurun kabarmasını sağlıyor. Pişirme işlemi sonunda hamura katılan suyun büyük bir bölümü, karbondioksit ve alkol uçuyor. Böylece ekmek gözenekli, kabarık ve yumuşak bir kıvam alıyor.


Sağlığınız için
Daha sağlıklı ve her dem enerjik olmak ister misiniz? Maya bu konuda size yardım edebilir.Çünkü o etkili bir stres atıcı. Karaciğeri temizliyor ve anne karnındaki ceninin gelişimini sağlıyor.


Ayrıca bağışıklığı güçlendirerek hastalıkları önlüyor. Özellikle sporcular, hamileler, gelişmekte olan çocuklar ve nekahat devresinde olan hastalar bu değerli besini bol bol tüketmeliler.


Sporcular: Maya, doğadaki en zengin aminoasit özleri, magnezyum, potasyum, krom, selenyum ve fosfor gibi mineralleri, B grubu vitaminleri içerdiği için özellikle spor yapanlara son derece yararlı. Bilim adamlarına göre maya, sağlığımız için çok yararlı bir besin. Organizmanın kimyevi aktivitelerini uyararak en iyi şekilde çalışmasını sağlıyor. Hücrelerin büyüme ve üremesine yardımcı oluyor. Yağ ve karbonhidrattan yoksun olduğu için hazmı kolaylaştırıyor. Bu nedenle sporcular mayalı yiyeceklerin ağırlıklı olduğu bir beslenme alışkanlığı edinmeli. Yağsız ve mayalı hamurişleri ve ekmeğe ölçülü miktarda yer veren bir beslenme programı uygulamalı, mayayı kahvaltıda süte ilave ederek ya da diğer öğünlerde salata veya mezelere ekleyerek yemeli.


Anne adayları: Hamilelik döneminde vücudun gereksinimleri artıyor. Maya tüm bu ihtiyaçları karşılayacak kadar zengin nitelikler içeriyor. Mayadaki zengin B9 vitamini (folik asit) hamilelerde çok sık rastlanan anemiyi önleyip yeni hücrelerin (plasenta gibi) üretimini uyarıyor. Cenindeki sinirsel hücrelerin gelişimesini sağlıyor. Yetişkin bir insanın günlük folik asit gereksinimi 3 mg iken hamilelik döneminde bu miktar 7.5 miligrama çıkıyor. Bu nedenle hamile kadınlar mayalı yiyecekleri, bu dönemde beslenme programlarına almalı.
http://kadin.milliyet.com.tr/saglik-iksiri-maya/kadin/haberdetay/22.03.2010/1214746/default.htm

2 Aralık 2010 Perşembe

Güçlü bir betimleyiciden eşsiz renk armonileri- SAMİ YETİK

 
 yine çok beğendiğim ressamlarımızdan-Sami Yetik(1878-1945)--sizlerle paylaşmak istedim...

Peyzaj, imzalı, duralit üzerine yağlıboya, 34x47.5 cm

(Arkas Koleksiyonu)

Öğrenme azmi ve resme karşı duyduğu heyecanı hiç yitirmeyen Sami Yetik, Türk resim tarihinin önemli ressamları arasında yer alır. Hoca Ali Rıza’nın da öğrencisi olan asker ressam Sami Yetik, pek çok Türk ressamını etkilemiştir
Sami Yetik, Asmaaltı tüccarlarından Hacı Raşit Efendi'nin oğlu olarak İstanbul'da dünyaya gelmiştir. Şehzadebaşı'ndaki ilköğreniminden sonra Çiçek Pazarı Rüştiyesi ve Mülkiye İdadisi'ne devam eder. Ancak askerliğe duyduğu ilgi nedeniyle Mülkiye'den ayrılarak Kuleli Askeri Lisesi'ne geçmiştir. Resmi sevmesine rağmen çalışma fırsatı yakalayamayan Sami Yetik, dönem arkadaşı Mehmet Ali Laga'nın da etkisiyle resme yönelmiştir. Bu yıllarda Kuleli Askeri Lisesi'nde, Osman Nuri Paşa'nın yönettiği donanımlı bir atölye vardı ve Paşa yetenekli gençleri resim yapmaya teşvik ediyordu. İlk resim derslerini buradan alan Sami Yetik, Harbiye Mektebi'ne geçince de daha önceden Laga'nın girişimleriyle tanıştığı ve ömrü boyunca hayranlığını dile getirdiği Hoca Ali Rıza'nın öğrencisi olmuştur. Sami Yetik, bu okulda Hoca'nın büyük ilgisini ve takdirini görerek resim çalışmalarını sürdürmüş ve 1898 yılında mezun olarak Eyüp'teki Veterinerlik Okulu'na resim öğretmeni olarak atanmıştır. Aynı zamanda Sanayi-i Nefise Mektebi'ne devam ederek altı yıl resim eğitimi almış ve buradan da birincilikle mezun olmuştur. Askeri okullarda resim öğretmenliği yaptığı yıllarda kendi isteği ile yurtdışına çıkmak istemiş ve Mahmut Şevket Paşa'nın izniyle Paris'e gitmiştir. 1910-1912 yıllarında Julian Akademisi'nde Jean-Paul Laurens'in atölyesine devam etmiştir. Öğrenme azmini hiç yitirmeyen ve sürekli arayışlar peşinde olan sanatçı, yine bu yıllarda boş vakitlerini değerlendirerek Ecole Pigié'de de sanatını geliştirme çabası içinde olmuştur.

Sanatını yazıya da döken bir asker ressam

Sami Yetik, yurtdışındaki eğitimini tamamladıktan sonra yurda dönmüş, o da hocaları gibi Kuleli Askeri Lisesi'ne resim öğretmeni olarak atanmıştır. Balkan Savaşı'nın başlamasıyla Edirne'ye savaşa gönderilmiş ve askeri liseden beri dostu olan Laga ile birlikte Bulgarlara esir düşmüştür. Sami Yetik, Balkan Savaşı'nda gözlemlediği tüm olayları daha sonra büyük boyutlu olarak tuvaline yansıtmıştır. Bu resimlerin dokuz tanesi 1918 yılında Berlin ve Viyana sergilerine gönderilmiştir. Birinci Dünya Savaşı'na da katılan sanatçı, savaş sonrasında öğretmenlik görevine devam etmiş ve 1933 yılında binbaşıyken emekliye ayrılmıştır.



 
Ankara Samanpazarı, imzalı, 1944, tuval üzerine yağlıboya marufle, 15x24 cm

(Arkas Koleksiyonu)
Sami Yetik, resim alanındaki bilgilerini ve edindiği tecrübelerini gazetelerde makalelere dönüştürmüş ve 1940 yılında yayınlanan “Ressamlarımız” adlı kitabı hazırlamıştır. Galatasaray sergilerine katılmayı ihmal etmeyen sanatçı, önemli bir asker ressam olarak çok sayıda ressamın yetişmesinde etkili olmuştur.
Güçlü bir betimleyiciden eşsiz renk armonileri

Kurtuluş Savaşı'na muharip ressam olarak katılması, savaş konulu tablolarının biçim ve içerik olarak son derece güçlü olmasının nedenidir. Bu eserlerinde milli bilinci ve dayanışma ruhunu büyük boyutlu, kalabalık figürlü kompozisyonlar olarak başarıyla betimlemiştir. Sanatçı, emekliliğine de rastlayan 1930'lu yıllardan sonra daha küçük ölçekli peyzajlara ve figürlü kompozisyonlara, portre ve natürmortlara yönelmiştir.
Sami Yetik, peyzajlarında, panoramik manzaralara ve kentlerin kimliğini oluşturan tarihi eserlerin betimine özellikle yer vermiştir. “Kadifekale'den İzmir” panoramik manzaralarına, “Bursa, Emir Hatun Camii” tarihi eser betimlerine örnek olarak gösterilebilecek güçlü yapıtlarındandır.


 
Emir Hatun Camii, imzalı 1936 tarihli, tuval üzerine yağlıboya,

kartona marufle edilmiş, 39x29 cm (Arkas Koleksiyonu)

Ayrıca “Ankara Samanpazarı” tablosunda görüldüğü gibi sıklıkla kentsel doku içinde günlük yaşamı ele aldığı eserler vermiştir. Sanatçı, 1900'lü yıllardan başka örneklerini de gördüğümüz, döneminin beğenisine göre biçimlendirilmiş ince uzun formda, duygusal yönü ağır basan, resim espasında gözü derinliğe çeken, zengin renk değerlerine sahip peyzajlar resimlemiştir.
Sami Yetik'in tüm eserlerinde zengin paletini yansıtan fırça tuşelerinin eşsiz armonisini görmekteyiz. Planları ifadedeki gücü, renk dengelerini gözetmekteki özeni, vurgulanması gerekli özelliklerindendir. Gün ışığını ifade etmekteki başarısıyla Türk izlenimcileri arasında ayrıcalıklı yere sahiptir. Kısaca Sami Yetik, Türk resminde izlenimci üslubu yerel duyarlılıkla bağdaştırarak uygulayan ressamlarımız arasında son derece önemli bir imzadır.



Peyzajlar, imzalı,

ahşap üzerine yağlıboya,

59x19 cm

(Arkas Koleksiyonu)



Kaynakça:

• Adnan Turani, Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı, Türkiye İş Bankası Yayınları, Ankara 1977.

• Kaya Özsezgin, Sami Yetik, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 1997.

• Kaya Özsezgin, Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999.

• Nüzhet İslimyeli, Asker Ressamlar ve Ekoller, Asker Ressamlar Sanat Derneği Yayınları, Ankara


http://www.arkas.com.tr/pages/arkas_news/haziran_2007/haber6.html

30 Kasım 2010 Salı

En sağlıklı abur cuburlar




Atıştırmak günah olmaktan çıkmalı! İşte size formunuza zarar vermeyecek sağlıklı abur cubur önerilerimiz:


Ceviz ve çekirdek: Sadece beyin gücünü arttırmaz aynı zamanda ruh halinizi düzenler ve saatlerce tok hissetmenizi sağlarlar. Yaşlanmayı geciktirdikleri de biliniyor.



Muz: Potasyum bakımından zengindir ki bu da kan basıncını düzenliyor. İçindeki vitamin B6 ise yorgunluğu, asabiyeti ve uykusuzluğu engelliyor ve ruh halinizi yükselten serotonin salgılamanıza sebep oluyor.



Kuru üzüm: Antioksidan olarak kuvvetli oldukları kadar ağız sağlığı için de faydalılar. Kapsadığı mineraller vücuttaki östrojen ile etkileşime geçiyor ve osteoporozu önlemede yardımcı oluyor



Havuç: Provitamin A karoten açısından zengin olan havuç, antioksidan olarak da çok önemlidir ve kalp hastalıkları ve bazı kanser çeşitlerinden korur.



Bezelye ve fasulye: Bir kase haşlanmış bezelye ya da soya fasulyesi, protein, B ve C vitaminleri, karotenler ve antioksidanlar açısından kuvvetli bir tercih olur.



Elma: Fitokimyasal kaynağı olarak, kan kolesterolünü azalttığı, bağırsakları çalıştırdığı ve felç, prostat kanseri, astımı engellediği bilinir.



Patlamış mısır: Tam tahıllı ve iyi bir lif kaynağı olan patlamış mısırın 30 gramı da harika bir atıştırmalık olabilir, tabi şeker, tuz ve yağ eklemediğiniz sürece!



Yulaf ezmesi: Protein, antioksidan, karbonhidratlar, lif, vitamin ve minerallerle dolu ve sizi öğlene kadar tok tutar.



Üzüm: A, C ve B6 vitaminleri kadar demir ve selenyum kaynağıdır da ve kanseri önler.



Jöle: Gayet keyifli olması dışında, yağsızdır ve şekersiz olanları tercih ettiğiniz sürece kilonuz için de endişelenmeniz gerekmez.
http://kadin.milliyet.com.tr/en-saglikli-abur-cuburlar/kadin/haberdetay/02.03.2010/1205808/default.htm

27 Kasım 2010 Cumartesi

Sanatçılar İstanbul’u ve kültürlerini anlatıyor

 “Kültürel Farklılığın Renkleri” belgeseli İstanbul’un ne kadar çok çeşit barındıran bir şehir olduğunu, sanatçıların dilinden anlatıyor


Doğu Roma İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’na yüzyıllarca başkentlik yapmış, böylece pek çok
kültürü içinde barındıran İstanbul’da yaşayan çeşitli cemaatlere mensup sanatçılar, “Kültürel Farklılığın Renkleri” adlı belgeselde tanıtılıyor.


Annie G. Pertan’ın senaryosunu yazdığı, yapımcılığını üstlendiği ve yönettiği filmde farklı kültürlerden gelen usta isimler kendi bakışlarından İstanbul’u ve bu kentin onlara nasıl ilham verdiğinden bahsediyor. Ahırkapı Roman Orkestrası,

Lolita Asil, Leonidas Asteris,

Kobra Murat, Sibel Horada, Selim Sesler, Robert Haddeler, Hayko Cepkin, İzzet Keribar, Ara Güler, Suzy Hug Levi, Erol Sarrafian, Habib Gerez gibi her biri birbirinden farklı mesleğe ve yaşam biçimine sahip isimlerin hem anılarını hem eserlerini bu belgeselde görmek mümkün.

İstanbul’da yaşayan, İstanbul’dan beslenen, İstanbul’da sanat eserlerini yaratan sanatçılar 35 saat süren söyleşilerle yansıtılırken, fonda tarihi yarımadayı ve Boğaziçi kıyıların, İstanbul’un farklı kültürlerini barındıran yerleşim yerlerini (Balat, Fener, Hasköy, Galata, Kurtuluş, Şişli, Beyoğlu) görebiliyoruz.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı etkinlikleri çerçevesinde hazırlanan, kurgusu Kopenhag ve Berlin’de yapılan belgesel,

29 Kasım Pazartesi

günü 19.00’da Pera Müzesi’nde izleyicileriyle buluşuyor. Daha sonra 2 Aralık’ta Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde,

20 Ocak’ta Sismanoglio Megaro’da (Şişmanoğlu Konağı) izlenebilecek.

http://www.milliyet.com.tr/sanatcilar-istanbul-u-ve-kulturlerini-anlatiyor/cumartesi/haberdetay/27.11.2010/1318990/default.htm

Doğa şaheseri yüzenada-güzel yurdumun bilinmeyen güzellikleri...


http://sizdensize.milliyet.com.tr/Gezi-Tatil/Doga_saheseri_yuzenada/HaberDetay/1625

izmirsehir.comDoğa şaheseri yüzenada


Solhan ilçesi Hazarşah Köyü Aksakal Göl Mezrasındaki Ada, o yörede yaşayan halk tarafından keşfedilmiştir.


Solhan ilçesi Hazarşah Köyü Aksakal Göl Mezrasındaki Ada, o yörede yaşayan halk tarafından keşfedilmiştir. Sözkonusu ada, şimdiye kadar görülmemiş bir tabiat olayına sahiptir. Bingöl-Solhan karayolunda 4.5 Km. uzaklıktadır. Yolu stabilize olup, 1.5 km'dir. Yolun asfaltlanması ve gölün ıslahı halinde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini artıracaktır.


Bingöl'ün turizmi doğa güzelliklerine dayanır. Yüzenada da tamamen doğaldır. Göl'ün üç tarafı dağlar ve tepelerle çevrilmiş düz arazi üzerinde bulunan krater göl konumundadır. Göl'ün şimdiki alanı 300 m2' nin üzerindedir. Islahı halinde 500 m2'den fazla olur. Gölün derinliği 50 metreden fazla olduğu sanılmaktadır. Göle devamlı akıntı olduğu tespit edilmiştir. Gölün altından ve kemerlerinden giren su, gölün alt tarafından, gölden daha aşağıdan dereyi beslemektedir. Ufak ufak kaynaklar bu görüşü teyit etmektedir. Yaz ve kış aylarında su seviyesi aynı kalmaktadır. Su tatlı ve berrak olup, herhangi bir madensel tuz ihtiva etmemektedir. Balık yetiştirmek mümkündür.


Gölün ortasından hareket eden üç ada vardır. Adalar göl içinde bağımsızdır. Üstüne binildiği zaman sal gibi her tarafa ağır ağır hareket etmektedir. Adanın üzerinde 4-5 tane bodur ve dış budak ağacı mevcuttur. Çevredeki bitkiler gölün mevcut suyu ile beslenmektedir. Ada üzerinde bulunan ot kökleri sarılıcı olması nedeniyle toprak tamamen bitki kökleri ile kaynamış ve yapışmış durumdadır. Ayrıca gölün ortasında bulunan adanın yapısı incelendiğinde çayır, ayrık ot ve suda yetişen çeşitli bitkilerin ada üzerinde mevcut olduğu görülmektedir. Gölün çevresinde de çeşitli bitkilere rastlamak mümkündür. Yeşil alanın dışında kalan arazi gölden çok yüksektir. Çevresi meşe ve yeşil alan ile kaplıdır.
http://sizdensize.milliyet.com.tr/Gezi-Tatil/Doga_saheseri_yuzenada/HaberDetay/1625

21 Kasım 2010 Pazar

Hangi taşlar evinize pozitif enerji verir? Yarı değerli taşları evinizin dekorasyonunda kullanarak, yuvanızdaki enerjiyi tazeleyebilir, yükseltebilirsiniz.

Ametist: Ametist taşı mor ve lavanta renklerindedir. Evdeki negatif enerjiyi temizlediği düşünülen bu taş, evin enerjisini pozitife dönüştürmede, aile bireylerine yaşama sevinci katmada etkili olabiliyor. Canlandırıcı bir etkisi var. Stresten kaynaklanan zihinsel yorgunlukları gideriyor. Çok çalışmanın verdiği yorgunluk, huzursuzluk ve baş ağrısından şikayetçiyseniz, ametist taşını odanıza yerleştirebilirsiniz. Ametist taşını, evde televizyonun veya bilgisayarın yanına koyarak gözlerinizi koruyabilirsiniz. Yaydığı pozitif enerjiyle uyum ve dengeyi sağlıyor. Yatak odası, çalışma odası, mutfak ve salon olmak üzere her odada rahatlıkla kullanabilirsiniz. Karar vermeyi güçlendiren taş, yatıştırıcı etkiye de sahip.

Mercan: Mercan taşı aşkın sembolüdür. Antidepresan özelliğe sahiptir. Evinize yerleştireceğiniz mercanla yaşamınıza coşku ve pozitif düşünce katabilirsiniz. Ayrıca nazara iyi geliyor ve konsantrasyonu güçlendiriyor. Çalışırken daha iyi bir konsantrasyon için çalışma masanızın üzerine koyabilirsiniz. Sedef hastalığı başta olmak üzere cilt hastalıklarına da iyi geldiği biliniyor.

Akik: Akik, evinizin enerjisini canlandırarak sizi olumsuz etkilerden arındırma özelliğine sahip bir taş. Başarıyı simgeliyor ve cesareti arttırıyor. Çalışma odanıza ya da iş yerinizdeki masanıza yerleştirebilirisiniz. Fiziksel canlılığı arttırarak tembelliği gideriyor. Çocukları olumsuz duygulardan koruyor. Bu özelliğinden faydalanmak için çocuk odalarında da kullanabilirsiniz. Güç, keyif ve iyimserlik hissi için akik taşını evinizde sergileyin.

Kuvars: Kuvars ataşı, dumanlı ve pembe olmak üzere çeşitli renklerde bulunuyor. Pembe kuvars aşk, bağışlanma, barış, güzellik ve duygusal denge sağlıyor. Mavi, mor ve gri kuvars boğaz ağrıları ve kalbe iyi geliyor. Kuvars negatif enerjiyi temizliyor ve zihinsel konsantrasyonu sağlamaya yardımcı oluyor. Kuvarsı evinizin barış ve uyum dengesi için kullanabilirsiniz.

Aquamarine: Şans ve cesaret taşıdır. İletişimi güçlendirme gücüne sahiptir. Bu özelliğinden faydalanmak için aquamarine'i evinizin salonunda ya da işyerinizdeki toplantı odalarında kullanabilirsiniz. Sinirleri yatıştırması ve yaratıcılığın ortaya çıkmasında büyük rol oynar. Aquamarine ile sakin ve huzurlu bir ortama sahip olup evinizdeki üretici gücü arttırmayı deneyin.

Yeşim: Bereket ve uğur taşıdır. Aklı sembolize eder. Eski Çin'de cesaret, bilgelik ve adalet verdiğine inanılan yeşim taşını evinizde mantık ve dengeyi sağlamak için kullanabilirsiniz. Duygusal denge, aşk, sadakat, cesaret, barış ve uyumu güçlendirme özelliğine sahiptir. Sağlık arttırıcı etkisi vardır. Evinizde kullanarak sinir sistemini, kalp, böbrekler ve bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkilerinden yararlanabilirsiniz.

Kehribar: Reçinenin taşlaşması sonucunda oluşan bir taştır. Çok yumuşak ve hafiftir. Isınınca manyetik ve elektriksel hale gelir. Soğuk algınlığı, boğaz, tiroid ve bademcik hastalıklarına iyi gelir. Soğuk kış günlerinde evde şifa niyetine rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Kalsedon: Bu taş kişinin özgüvenini arttırır. Duyarlı olmayı sağlayarak algıları güçlendirir. Çalışma odalarında veya işyerlerindeki toplantı odalarında kullanarak enerjiyi yükseltmeye ve kendini rahat ifade etmeye
yardımcıdır.

Kaynak: Evim Dergisi
Hazırlayan: Fatma Gülizi Özen http://mahmure.ekolay.net/dekorasyon

18 Kasım 2010 Perşembe

benim gibi ezeli İlhan İrem hayranlarına duyurudur...

BULUŞMA: ANLASANA 35. Yılı - 28 Kasım 2010
" *Anlasana müzikal serüvenimin ilk miladı... Sonrasında sorumluluklarımı arttıran, tarifsiz buluşmalar ve güzelliklerle örülmüş, büyülü bir yolculuk başladı"
Bu yıl, İlhan İrem'in henüz 20 yaşındayken yayınladığı "Anlasana / Ne Güzel Bak Yaşamak" adlı kırkbeşliğinin 35. yılı.

Bir "Haberci Rüya" ile sabaha karşı tarifsiz duygularla günün ilk ışıklarına kadar bestelenen bir şarkının, günümüze dek uzanışının öyküsünü yazmak ve dinlemek üzere tüm İlhan İrem dinleyenleri ile buluşuyoruz. Eserin 35. yılına özel, röportaj çekimlerini ve "ölümsüz İlhan İrem şarkıları"nı dinlemeye davetlisiniz.
Katılım gelmek isteyen herkese açıktır.
Tarih: 28 Kasım 2010 Pazar

Saat: 14:30 - 17:30

Mekan: Pera Cafe- Bar

Ayhan Işık Sok. No:24/A Beyoğlu İSTANBUL Tel: 212 - 244 96 91
(İstiklal Caddesi üzerinde Garanti Bankası'nın bulunduğu üst sokak)

Organizasyon: Bulutsu

İletişim: bulutsu@bulutsu.info
Işık ve sevgiyle,
http://www.bulutsu.info/


İlhan İrem’in 1975 senesinde yayınladığı ve aradan geçen süreçte Türk müzik tarihinin en önemli klasiklerinden biri olan “Anlasana” isimli bestesinin 35.nci yılı kutlanıyor
Konu ile ilgili olarak 28 Kasım Pazar günü bir etkinlik düzenlenecek.
İlhan İrem dinleyicilerinin gerçekleştireceği toplantıda şarkı ile ilgili filmler, dinletiler, söyleşiler ve hatıralar yer alacak.
Sözleri ve müziği İlhan İrem’e ait olan şarkı 1975 senesinde 45’lik plak olarak yayınlanmış ve aynı yıl Altın Plak ödülü almıştı.
Daha sonra İlhan İrem’in pek çok albümünde yer alan şarkı müzik tarihimizin en güzel aşk şarkılarından biri olarak kabul edilmektedir.
Özellikle “sen hiç sensiz kalmadın ki” dizeleriyle unutulmazlar arasına giren eser, İlhan İrem diskografyasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
İlhan İrem yapıtı yirmi yaşında, gördüğü bir “Haberci Rüya” sonrasında bestelemiştir.


“Anlasana”
Söz ve Müzik: İlhan İrem

"45'lik" (1975)

"İlhan İrem 1973-1976" (1976)

"Dünden Yarına" (1988)

"Sevgililer Günü" (1995)

"Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" (2004)


Her sevincin her kederin, en ölümsüz sevgilerin

Sonsuz denen göklerin her şeyin bir sonu varsa

Ayrılıkların da sonu var, bir gün çıkıp geleceksin

İçimde bir ümit var, yeniden seveceksin



Yıllar varki ben böyle

Bekliyorum özleminle

Anıların, umutların kaldı bende



Anlasana... Anlasana

Biraz da gerçekleri anlasana



Senden ayrı günlerimi, sana nasıl anlatsam ki

Mevsimsiz çiçekler gibi, yarım kaldım inanki

Sensizliğin acısını, sen nereden bileceksin

Sen hiç sensiz kalmadın ki, mevsimleri saymadın ki


http://www.melektozlari.com/mt/index.php?topic=2116dan alıntıdır