4 Ağustos 2010 Çarşamba

ŞİRİN Mİ ŞİRİN BİR KÖY-ŞİRİNCE - 1

postta bulunan fotoların hepsi benim makinemim eseridir:)



















































































İzmir’in tarihi Şirince Köyü
http://www.tatilium.com/tatilium-forum/viewtopic.php?f=41&t=511
Selçuk'un kuzeyinde dağlar arasındaki vadide kurulu Şirince Köyü ilçe merkezinden 8 kilometre uzaklıkta. Zeytin ve meyve bahçeleri ile çevrili kıvrım kıvrım uzanan yolda yemyeşil bir ortamda yapılan yolculukla ulaşılıyor Şirince Köyü'ne.
Tarihi 150 yıl öncesine kadar uzanıyor. Rivayete göre derebeyinin azat ettiği 7 Rum ailesince kurulmuştur. Derebeyi, azat ettiği ailelere "Köyünüz güzel mi" diye sorar; onlar ise fazla aile gelmesin diye 'çirkin' derler. Böylece adı Çirkince kalır. Zamanla adı Şirince olarak değişir.
Eski tarihi evlerden 160'ı halen ayakta. Adı gibi şirin bu köy, yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri. Eski evler restora edilerek pansiyona dönüştürülmektedir. Köyde ayrıca şarap evleri, lokantalar ve otantik köy mutfakları bulunuyor. Tarih ve doğa ile iç içe bir yaşam sevenler için bozulmamış otantik yapısı, temiz havası ve buz gibi soğuk suyu ile ideal bir yer.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

ebru sanatı

   ile ilgili resim ve bilgi metinlerinin hepsi  ebru sitesi alınmıştır. böyle ayrıntılı  bir siteyi hazırlayanlara ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum...






Ebrunun Tarihçesi


Ebru Sanatının ne zaman, nasıl ve nerede ortaya çıktığını kesin olarak söyleyebilmek mümkün değildir. Çok eski tarihli kitaplarda yan kağıdı olarak, yani cilt kapağı ile kitabı birbirine bağlayan kağıtlarda ebruya rastlıyoruz.   Yine eski bir albümün (murakkanın) içindeki yazıların etrafında da pervazlara yapıştırılmış olarak ebru kağıtlarını görüyoruz. 
ebrulu kağıdın kitap ciltleride yan kağıdı olarak kullanılması
Ancak bu eski kitapların yazıldıkları tarih bilinse bile zaman içinde birkaç kez tamir görmüş olduklarından kitap ile ebrunun eş zamanlı yapılmış olmalarından bahsedemiyoruz. Bu durumda sadece üzerinde yapıldığı tarih yazılı ve hat örneği bulunan ebrulu kağıtları vesika olarak kabul edebiliriz


Ebruda Kullanılan Malzemeler






Boyalar


Ebru yapımında eskiden beri toprak boya denilen tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edilen madeni boyalarla, bitkisel asıllı suda erimez boyalar kullanılır. Yağlı boyanın ve suda eriyen anilin boyaların klasik ebruculukta yeri yoktur. Çünkü bu boyalar üstüne serpilen sıvının içinde eriyerek kağıdın yüzeyine tutunamazlar. Kısacası ebru yapımında kullanılan boyalar kesinlikle suda erimemeli ve yağ içermemelidir.





yukarıda , ebruda kullanılan toprak boyalardan bazıları

 boyaları ezmek için kullanılan desteseng ve özellikle organik kırtmızı ve is siyahı renklerini suyla karıştırıp çamur hale getirmek için kullanılan porselen havan



Sıvının hazırlanmasında kullanılan malzemelerden, solda kitre, sağda kullanıma hazır deniz kadayıfı, kavanozda ve açıkta deniz kadayıfının denizdeki yosun formu




Bu boyalar genişçe bir mermer üzerinde suyla karıştırılarak çamur haline getirilir ve mermerden yapılmış, üzerinde tutma yeri olan ve alt kısmı oval olarak şekillendirilmiş desteseng (el taşı) ile sabırla ve ağır ağır ezilir. Bu işlem boyanın rengine göre yaklaşık 3-4 saat boyunca sekizler çizilerek gerçekleştirilir. Boya su ilavesiyle daima merhem kıvamında tutulur. Boyaların yeterince ezilip ezilmediği ancak teknede anlaşılr. Ebrucu tecrübe ile hangi boyayı ne kadar ezmesi gerektiğini öğrenir.Desteseng ve üzerinde ezme işleminin yapıldığı mermer aynı sertlikte olmalıdır. Aksi taktirde birbirlerini aşındırırlar ve boyanın içine mermer tozları karışır. Ezme işlemi tamamlandıktan sonra her bir renk ayrı ayrı ana kaplara alınır. Daha sonra ebrunun en önemli işlemlerinden biri olan boyaların terbiyesine başlanır. Bu işlemde suyla ve ödle karıştırılan boyalar yaklaşık iki ay süre ile bekletilir. Bu süreçte kavanozların üzerinde biriken su-öd karışımı belli periyodlarla çekilir ve tekrar su-öd ilave edilir, belli aralıklarla kavanozlar karıştırılır ve çalkalanır. İyi terbiye edilmemiş boyalar gerçek renklerini kağıt üzerine yansıtamazlar, kağıda tutunamazlar ve çeşitli problemlere sebep olurlar. Boyaların akmaması için kağıtların şapa yatırılması işlemi klasik ebruculukta yer almaz. Sonuç olarak boyaların ezilmesi ve terbiyesi usulüne uygun olarak, sabır ve emekle gerçekleştirilmelidir.
Renkler

Sarı: Tabiatta bulunan arsenik sülfür (zırnık)

Mavi: Doğal çivit olan Lahor Çividi. Bitkisel kökenli bir boyadır ve Pakistan'ın Lahor kentinden gelir.

Yeşil: Sarı ve mavinin karışımıdır. Zırnık çok olursa fıstık yeşiline, çivit çok olursa yaprak yeşiline gider.

Lacivert: Bedahşi laciverti denen doğal çivittir.

Siyah: Soba isinden elde edilir. Eski is mürekkepçiliğinde kullanılan istir. Ezilmesi en zor boyadır. Suyu kolay emmediğinden ve suyla karıştırma işlemi sırasında sürekli suyun üzerine çıktığından genellikle çamlıca toprağı ile karıştırılarak ezilir.

Beyaz: İsfidaç (üstübeç) Bazik kurşunkarbonatın tabiattaki şeklidir.

Kırmızı: Gülbahar yani demir oksitleri içeren kırmızı bir topraktır.

Tütün Rengi: Çamlıca toprağı.
Sıvının Hazırlanmasında Kullanılan

Malzemeler

Üstüne boya serpilecek suya yapışkan bir koyuluk (lüzucet) vermek için 45-50 değişik malzemeden biri kullanılabilir. En çok kullanılan malzemeler kitre ve deniz kadayıfıdır. Kitre Anadolu'da yetişen muhtelif Geven (Astragalus) çeşitlerinin gövdelerinden sızan ve havayla temas edince katılaşan beyaz veya krem renkli plaka veya şeritler halinde bulunan yapışkanlık özelliği zayıf bir zamk çeşididir.Eczacılık, kozmetik ve tekstil sektörlerinde kullanım alanı geniştir. Ebruculukta plaka halinde olanları ve beyaz renklileri tercih edilir. Deniz kadayıfı (karegen) ise genelde Kuzey Avrupa ülkelerinin denizlerinde yetişen ve İrlanda Yosunu olarak da isimlendirilen bir yosun çeşididir. Sporları suya lüzücet vermek için kullanılır. Kitrenin hazırlanması deniz kadayıfına göre daha zahmetlidir ve daha uzun zaman alır. Suyla karıştırılan kitre kalitesine ve cinsine göre yaklaşık 5-7 gün dinlenmeye ve bu süre içinde yoğrulup karıştırılmaya ihtiyaç duyar. Deniz kadayıfı ise bir günlük dinlenme sonunda iyi netice verir. Hatta 3-4 saat içinde bile kullanıma hazır hale getirilebilir. Ancak oluşan hava kabarcıkları ve köpükler sıvıdan bir kaşıkla alınmalıdır. Her iki malzeme de hazırlandıktan sonra tülbentten süzülmeli ve son su ayarları teknede yapılmalıdır. Boyalar kitre üzerinde, deniz kadayıfına göre 8-10 misli daha fazla öde ihtiyaç duyarlar. Deniz kadayıfı ebruculuk bizden Avrupa'ya geçtikten sonra daha çok oralarda kullanılmış ve hazırlanması daha az zahmetli olduğu için kitreye tercih edilmiştir.Bu iki malzeme dışında ketentohumu, salep, ayva çekirdeği, hilbe (boytohumu), nişasta gibi değişik malzemeler de kullanılabilir. Her birinin verdiği sonucun kalitesi bir diğerinden farklıdır. Hilbe hakkında rahmetli üstad Necmeddin Okyay şöyle bir olay anlatır: "Bir tarihte, Üsküdar Özbekler Dergahında elime eski ebrular geçti evladım. Lakin dehşetli pastırma koktuğunu farkettim. Allah Allah, pastırma sarmak için ebru kağıdından başka kağıt bulamamışlar mı? diye düşündüm, bir mana da veremedim. Sonradan bir yazma eserde, ebru yapmak maksadıyla hilbenin de kitre gibi kullanılabildiğinden bahsolunduğu gözüme çarptı. İşte o zaman pastırma kokusunun esrarını çözer gibi oldum. Zira bu kokuyu pastırmaya veren ve etin üstünü kapatacak bir tabaka halinde sürülen çemen maddesinin esası hilbe tohumudur. Bunun üzerine kendim de tecrübe ettim. iyi netice almakla beraber, aradan geçen çok uzun zamana rağmen kağıdın pastırma kokusunu kaybetmediğini gördüm. Ben bütün lüzuci maddeleri ebru yapımında kullanmışımdır. Ancak bunlar arasında salep (orkide bitkisinden elde edilir) kadar iyi netice vereni olmadı. Lakin hakiki salep bulmanın zorluğundan ve bu maddenin pahalılığından kitre üstünde karar eyledim"
Sığır Ödü

Sıvının üzerinde boyaların çökmeden yayılmasını sağlamak için yüzey aktif (yüzeyde gerilim sağlayan ve sıvının yüzey gerilimini kıran) sığır ödü kullanılır. Öd ayrıca boyaların birbirine karışmadan sıvı üzerinde ayrı ayrı renklerini vermesini de sağlar. Öd safra kesesi tarafından salgılanan, safra asitleri ihtiva eden, zayıf asit özelliği gösteren ve hayvanların ve insanların vücutlarına aldıkları yağların parçalanmasını sağlayan bir maddedir. Bozulmasını engellemek için önceden kaynatılır (genelde benmari usulü ile) ve bu şekilde saklanır. Koyun ödü de aynı görevi görür. Hatta kumlu ebru yapımında kalkan balığı ödü çok iyi sonuç verir. Öd suyu yerine eskiden tütün yaprağı suyu ve haraza suyu kullanıldığı Şebek Efendi tarafından 1608 tarihinde kaleme alınmış Tertib-i Risale-i Ebri'de yer almaktadır. Boyaların öd ayarlarının iyi yapılması en önemli hususlardan biridir. En başlarda boyalar etraflarında kendilerini sıkıştıran başka boyalar bulunmadığından rahat rahat açılırken, sonraları teknede kendilerine yer açabilmek için (artan yüzey gerilimini yenebilmek için) daha fazla öde ihtiyaç duyarlar. Öd miktarı yanlış ayarlanmış boyalar, dibe çöker, parçalanır ve kağıt üzerinden ele çıkarlar.
Neft

Ebruda kimyasal içerikli ve petrol türevli neft kullanılmaz. Tabii olan neft kullanılır. Atılan veya serpilen boyalara üç boyutlu, küremsi şekiller verir. Genellikle serpmeli ebrularda, ya da battal ebru çalışılırken kullanılır.
Tekne


Sıvının içinde bulunduğu kaba tekne adı verilir. Tekne çinko, çelik, galveniz ya da çedene'den (budaksız çam) imal edilir. Tahta kullanılırsa su kaçırmaması için zift ile kaplanması gerekir.Dikdörtgen şeklindeki teknenin derinliği 6 cm kadar olup, ebatları 68 X 100cm, 34 X 50cm veya 17 X 25cm'dir.
Fırça




Ebrucu fırçasını kendisi sarmalıdır. Fırça yapımında yaşlı atların kuyruğu ve bu kılları üzerine sarmak için gül dalları kullanılır. At kılı sert ve düz olduğu için tercih edilir. Böylece boyalar tekne üzerine gerektiği gibi atılabilir. Ayrıca bakteri ve mantar oluşumuna daha az izin verir. Gül dalı ise oldukça esnek ve dayanıklı bir ağaçtır. Boya atmak için fırçaya her vurulduğunda esneyerek damlaların istenildiği gibi düşmesine olanak verir. Ama ebruculukta gül dalının kullanılmasının esas sebebi Necmeddin Okyay’ın iyi bir gül yetiştiricisi olmasından kaynaklanır Su içinde bekleyen fırçaların kılları zaman içinde eğilerek boyaların Türk Ebrusun'da arzu edildiği şekliyle atılmasını sağlar. Kıllar misinayla ve kesinlikle yapıştırıcı ya da bant kullanmadan sarılır ve olta iğnelerinde kullanılan düğümsüz bağlama şekli tercih edilir.

Tara
k



Taraklı ebru yapımında kullanılan malzemedir. 2, 3, 4, 5, 6, 7, 9 mm gibi değişik diş aralıklarına sahip çeşitli taraklar kullanılır. Buket tarağı gibi iki sıra halinde dizilmiş taraklar da kullanılır. Diş aralıkları için belli bir kural bulunmaz ebrucu ihtiyacına ve isteğine göre çeşitli aralıklara sahip taraklar yapabilir.

Biz

Sıvı üzerine atılan, damlatılan ya da yine bizle bırakılan boyalara şekil vermek için kullanılan çeşitli kalınlıklardaki iğnelerden, tellerden ya da çivilerden yapılan malzemelerdir. Paslanmaz özellikte olması önemlidir. Sümbül yapımında sümbül tarağı denilen özel diş dizilimine sahip taraklar kullanıldığı gibi, 10-15 bizin birbirine bağlanmasıyla da sümbül için gereken boyalar zemin üzerine koyulabilir.



Mühre Aleti



Ebrulu kağıtları kuruduktan sonra, mühre denilen iki kollu el presi yardımıyla düzeltilip parlatılır. Mühre kağıdın üzerine bastırılır ve kağıdın tamamına sürtülür. Bu işleme mühürleme denir Kağıdın üstünde ince bir tabaka oluşturmuş olan ebru yapımında kullanılan sıvı böylece onun parlamasına ve korunmasına yardımcı olur. Böylece boyaların kağıttan çıkması da engellenmiş olur. Günümüzde mühre aleti bulmak neredeyse mümkün olmadığından kavanozların veya bardakların pürüzsüz kısımları yukarıda anlatıldığı gibi bu amaç için kullanılabilir.
EBRU ÖRNEKLERİ  









































*Bu yazının hazırlanmasında Sn. Uğur Derman'ın Türk Sanatında Ebru isimli eserinden faydalanılmıştır. (Ak Yayınları, Nisan 1977), Fırça ve boyalar bahsinde Sn. Alparslan Babaoğlu'nun www.geleneksel-ebru.com adresli web sitesine danışılmıştır



not:kısa bir süre de olsa ben ve arkadaşlarım da ebru yaptık.ama itiraf edeyim   ki bizim malzeme ve kitremiz hazır ürünlerdi .yinede iyi sayılabilecek işler çıktı,en azından bir anı oldu.insana  çok huzur veren bir sanat .aynı  zamanda sonuçları sürprizli de olabiliyor ve eğlenceli bir sanat...iyikide denemişim aklım takılı kalırdı:)

25 Temmuz 2010 Pazar

sebepsiz...2 gündenberi orhan veli ve bu şiiri dilime takıldı kaldı...paylaşayım dedim... AĞLASAM SESİMİ DUYARMISINIZ MISRALARIMDA








Ahttp://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/8/84/Orhan_veli_statu



AĞLASAM SESİMİ DUYARMISINIZ MISRALARIMDA


DOKUNABİLİRMİSİNİZ GÖZYAŞLARIMA ELLERİNİZLE


BİLMEZDİM ŞARKILARIN BUKADAR GÜZEL,


KELİMELERİN İSE KİFAYETSİZ OLDUĞUNU


BU DERDE DÜŞMEDEN ÖNCE.


BİR YER VAR BİLİYORUM HERŞEYİ SÖYLEMEK MÜMKÜN


EPEYCE YAKLAŞMIŞIM,


DUYUYORUM


AMA


ANLATAMIYORUM.
Orhan VELİ

23 Temmuz 2010 Cuma

duvarımda asılı olan, asılı olmasa da anısı olan tablolar...





bu suluboya resim,şu anda İzmir'de yaşayan çook sevip ,saygı  duyduğum  değerli resim hocam Makbule Dizdaroğlu'na ait.kendisi izmir suluboyacılar derneği üyesi olup,kişisel sergiler açmıştır.  bende ki  bu suluboya resmi ise 1996 yılında ders anlatırken benim masamda ,örnek olsun diye yaptığı bir çalışmasıdır.kendisinden rica edip,imzalatmıştım ve o gün çerçevetelerek duvarıma asmıştım .. o günden beri hiç inmedi...kendisini saygı ve sevgilerimi yolluyorum.





duvarımdan hiç inmeyen ve çok severek izlediğim bu suluboya tablo ise yaklaşıık 16 yıllık atölye arkadaşım Türkan Holat'a ait.atölyemizin en iyi 2 suluboya sanatçısından birisidir. suluboya yarışmasında ödül almıştır...canım arkadaşıma sevgilerimle






bu resim benim resim yapmaya (lise ve akademi yıllarından sonra)karar vererek evime çok yakın olduğu için başladığım feneryolu pratik meslek okulunda yaptığım ilk suluboya resmim...o günden beri   mutfak duvarımdan hiç inmedi:))çok başarılı bir suluboya değil belki, ama benim ilk  çalışmalarımdan  olduğu için yeri ayrıdır...





feneryolu pratik sanattan sonra bir grup arkadaşımla ,resim maceramıza İstanbul resim ve heykel müzeleri derneğinin Beşiktaş'taki  müzenin altında olan dernek atölyesinde değerli hocamızProf.Nuri Temizsoylu ile devam ettik...yaklaşık 16 yıldan beri (4yılı müzenin derneğinde) daha sonrasında göztepedeki kendi açtığımız atölyemizde ve son 2 senedir de üsküdar- çiçekçide ki(maalesef bu 2 yıl ben arkadaşlarıma katılamadım)...bu güzel ve iyi sanatçılardan oluşan atölye grubumuzla birlikte Atatürk kültür merkezi,caddebostan kültür merkezi,Askeri müze,koç alianz,Levent Tenis kulübü v.b gibi birçok yerde grup 12 adıyla sergiler açtık.
bu yağlıboya tablom da resim heykel müzesi derneğinin  son yılında başlayıp   ve göztepe'deki atölyemizde bitirmiştim,sevdiğim ve zaman zaman duvarıma astığım tablolarımdan biridir...





 Caddebostan  Kültür merkezindeki sergimizden ...bu tablo çook sevdiğim arkadaşım Makbule'nin  evindedir,güle güle seyretsin canım arkadaşım benim.





ilk sattığım tablonun parasıyla aldığım ve çook severek seyrettiğim dünyaca ünlü ,Amerika'da yaşayan suluboya ressamlarımızdan sayın Işıl Özışık'a ait bu suluboya tabloda duvarımdan asla inmeyecek tablolarım arasındadır...



bu resmimin anısına gelince ...  en kısa sürede biten tablom diyebilirim...resim yapamadığım sancılı günlerimden birinde değerli hocam Nuri beyin verdiği  destekle çok kısa sürede bitirdiğim suluboya görünümünde bir yağlıboya çalışmam...